SEBİLÜRREŞAD’DA KADIN VE TESETTÜR

1908’de II. Meşrutiyet ilan edilir. Meşrutiyetle birlikte aniden fikir ortamı hareketlenir. Hemen her fikir kendini göstermeye başlar. Türkçü Yusuf Akçura’nın 1904 yılında yayınladığı “Üç Tarzı Siyaset” yazısında açıklanan siyasî tarzlar/akımlar daha net olarak görülür. Dolayısıyla bu dönem Akçura’nın tespitlerinin ifadesi olur.
“Üç Tarzı Siyaset” Türkiye’nin bir gerçeğidir. Dolayısıyla bu tespit bu alanda ortaya konulan ilk metodoloji eseridir. Daha sonra ortaya çıkan fikirler ve gelişmelerle doğrulanmıştır. Üç tarzı siyaset nedir? Ya da üç akım nedir? İslamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülüktür. Zaten ondan sonraki tüm fikir hareketi inceleme eserleri bu üç tarza göre kaleme alınmış ve açıklanmıştır. İşte Yusuf Akçura’nın bir önemi de buradan gelir.
II. Meşrutiyet’ten sonra birçok yayın başlar. Bunlardan esas olarak bazıları üç tarzı siyaseti ortaya koyan yayınlar olur. Bu yayınlardan üç tane dergi genel olarak üç tarzı siyasetin birer siyasetini savunarak daha çok dikkat çeker. Bu üç dergi şunlardır: İçtihat, Sıratı Müstakim/Sebilürreşad ve Türk Yurdu.
Sıratı Müstakim adlı dergi 14 Ağustos 1908’de yayınlanmaya başlar. Dergi, Ebul Ula Zeynel Abidin ve Eşref edip tarafından Sıratı Müstakim adıyla çıkartılır. Çok daha sonra adı Sebilürreşad olarak değiştirilir. Kurtuluş savaşında da aralıklı olarak çıkar. Sonra 5 Mart 1925’de yayını durur. Mayıs 1948’de tekrar çıkmaya başlar ve Mart 1963’e kadar devam eder. Dergide birçok konuda yazılar yer alır. Birçok yazarın adı görülür. Ama dergi hakkındaki düşüncelere göre esas olarak İslamcılık akımına en iyi temsilcilik ettiği kabul edilir.
Sıratı Müstakim dergisi ilk yayınlarında nispeten İttihat ve Terakki’yi destekler. Bütün Müslümanların desteklemesi için de çağrılar yapar. Nitekim belki de bu desteğinden dolayı İttihat ve Terakki’nin ulaştığı her yere dergi de ulaşır. Muhtemelen derginin yayılmasında İttihat ve Terakki teşkilatının bir desteği olur. Ama birkaç yıl sonra dergi aleyhte yazılar yayınlamaya başlar.
Derginin ilk yıllarında Gaspıralı İsmail Bey, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Ayaz İshaki gibi Kazan-Kırım Türkçülerinin yazıları da yayınlanır. Hatta Yusuf Akçura, Sıratı Müstakim dergisinde yani ilk yıllarda tarihî maddecilik ve Marks hakkında yazılar yayınlar. Bu bakımdan Sıratı Müstakim dönemi ilginç bir dergi olur.
Dergide her iki ad döneminde de II. Abdülhamit aleyhinde yazılar görülür. Dergi istibdat karşıtı olarak yayın yapar. Bundan dolayı II. Abdülhamit dönemi eleştirilir. Yazarlar bazen işi hakarete kadar götürürler. Mesela derginin önemli ve sürekli yazarlarından olan Mehmet Akif (Ersoy) bir şiirinde II. Abdülhamit hakkında şöyle der: “Düşürdün milletin en kahraman evlâdını yese… / Ne melunsun ki rahmetler okuttun ruh-ı iblise!”
Derginin ilk çıkış amacı Batı’nın ilerleme sebeplerini anlamak, Avrupa medeniyetinden neleri almak gerektiğini tespit etmek, geriliğin sebeplerini araştırmak şeklinde açıklanır. Dergi 31 Mart olayının karşısında yer alır. Dergide Mısır’da başlayan İslamcılığa ilgi duyulur. Derginin kurucularından Ebul Ula Zeynel Abidin ile Eşref Edip’in aralarının açılmasından dolayı Zeynel Abidin dergiden ayrılır ve ondan sonra derginin adı Sebilürreşad olarak değiştirilir. Özellikle Sebilürreşad olduktan sonra tamamen İslamcı bir yayın takip edilir. Ondan sonra artık Sebilürreşad’da İslamcı bakış açısı ve konular savunulur.
Sebilürreşad’da yer alan yazılarda kavmiyatçılık ve ırkçılığın İslam’a aykırı olduğu belirtilerek kavmiyatçılığa karşı çıkılır. İslam milleti yani İslam ümmeti kabul edilir. Buna göre İslam milleti dışında başka bir milliyet aramak cahiliyet davasıdır. Kavmiyetçilik Avrupa kaynaklı bir bidattır. Bu bakımdan kavmiyetçilik ve milliyetçilik İslam kardeşliğine zarar verir. Kavmî ve ırkî değerler hiçbir zaman İslam’ın ilkelerini kuşatamaz. Geçmişte çöken İslam milletleri hep bölünme ve ayrılık yüzünden parçalanıp çökmüşlerdir. İslam devletinin yıkılması demek dinî hayatın son bulması demektir. Arap hayranı Ahmet Naim de dergide kavmiyetçilik aleyhinde yazılar yayınlar. Bu yazdıkları daha sonra kitap olarak basılır.
Bu kavmiyet ve milliyetçilik düşmanlığı kapsamında 60’lı ve 70’li yıllarda Türkçülüğün önünü kesmek için ortaya atılan ve sonra milliyetçi gençlerin zihnine sokulan “Türklük bedenimiz İslam ruhumuz, ruhsuz beden ceset olur!” sloganı ilk olarak Sebilürreşad’da karşımıza çıkar. Sebilürreşad’ın 1.cildinin 8 numaralı, 14 Haziran 1328 (1912) tarihi sayısında yayınlanan Mehmet Fahrettin imzalı yazıda “Türklük bir vücut ise İslamiyet onun ruhudur. İslamiyet gidince Türklük bir an yaşamaz, derhal ölüp gider.” denilir. Böylece Türk milleti İslam ile tanımlanmış olur. Buna göre Türk’ün İslam’dan önceki tarihi aynı ilkel Arap kavmi gibi cahiliye ve putperest devri olarak görülür. İşte bu telkinlerle Türk insanının çoğunun kafası Sadece Arap tarihinden kaynaklanan İslam’a endekslenir, kendini İslam ile var kabul eder, yani Arap tarihini esas alır. Böylece Müslüman Türk’ün kafasında kendi Türk tarihi bilgisi çok azalır.
Dergide kadının asıl görevi ev işleri ve çocukları eğitmek olarak kabul edilir. Kadınların toplum içine rahatça karışmaları, daha medenî haklar verilmesi, erkeklerle her yönden eşit olmaları, sokağa çarşıya pazara çıkmaları, gösterilere, tiyatrolara, balolara gitmelerini istemek zehirli fikirler olarak görülür. Kadının hak ettiği hakların İslam ile yüz yıllar önce verildiği, Batı’dan ithal edilen fikirlerin toplumu temelden mahvetmeye yönelik olduğu ileri sürülür. Kadınların açılmasını isteyenlerin aile zevkinden yoksun oldukları belirtilir. Kadınların İslam’da hür oldukları ve hiçbir zaman esaret altında olmadıkları öne sürülür. Buna karşılık Abdürreşid İbrahim gibi yazarlar ise açıkça eşitliğe karşı çıkar. Kadınların mutlaka erkeklerin vesayetine girmeleri gerektiğini savunur. Eşitlik konusunda şöyle der:
“Kadın ve erkeğin eşit olması öncelikle eşyanın tabiatına aykırıdır. Eğer illa da erkekle eşit olmak isterlerse bu onlar için zarardan başka hiçbir sonuç vermeyecektir.”
Sebilürreşad’da kadınların alışveriş için çarşıya pazara çıktıklarında tesettüre uymaları, erkeklerin de bu konuda duyarlı olmaları istenir. İçtihat dergisinde tesettürün kaldırılması isteği hakkındaki bir yazıya karşı Sebilirreşad’da Fatma Latife adlı bir bayan sert bir cevap vererek şöyle der:
“Ey müteceddidin beyler! İslamiyet’i ‘haşa’ geri kalmaya sevk eden tesettürümüz değil, sizin gibi insafsız ukalâların tesettürü kaldırmaya kalkışmasıdır.”
Keza kadın haklarının dile getirilmesine karşı da Fatma Latife adlı yazar pek bir seviyesiz sözlerle saldırır ve şöyle der:
“Eğer Beyoğlularda sürtüklük eden kendi karıları, kızları, kardeşleri namına çırpınıp duruyorlarsa hiç bağırmaya çağırmaya gerek yoktur. Bu hususta tamamıyla şahsî hürriyete maliktirler. İstedikleri yere gider, istedikleri gibi mutlak hürriyetlerini temin edebilirler… Bütün dünya bilsin ki biz Müslüman kadınlar esaret altında değil, gerçek bir saadet içindeyiz. Yüce şeriatımızın ortaya koyduğu kurallar bizim ahlak ve namusumuz içindir.”
Yine İçtihat dergisinde Kılıçzade Hakkı’nın tesettürün kaldırılması ve kadın haklarından bahseden yazısına karşı Sebilürreşad’da L.V. imzalı yazıda sert karşılıklar verilir. Yazının bir yerinde şöyle denilir.
“Tesettürün kaldırılması kadınların sosyal hayata iştirakini ve millî görevleri daha iyi yapmasını sağlayacakmış. Tesettürün kaldırılmasıyla kadın toplumsal hayata caba nasıl iştirak edecek? Millî görevler o kadar çok ki acaba hangisini yapmak kolaylaşacak? Tesettürün engel olduğu balolar, dekolte kıyafetlerle gidilen yerlerdeki eğlencelerdir. Acaba bunlar mı millî görevdir? Müslüman kadınların buralara iştiraki de millî görev midir? Tesettürün kaldırılmasının bir diğer faydası herkes evleneceği kimseyi rahatça seçer, bu sayede tam anlamıyla aile teşekkül eder, herkes evini sever, boşanmalar azalırmış. Acaba bunu söyleyenler böyle mi yapmışlardır? Sonra tam anlamıyla aile tabirinden neyi kastediyorlar. Şimdi bizim yaşadığımız ve gayet mutlu olduğumuz aileler tam aile olmuyor mu?”
Sebilürreşad’da çok eşlilik de savunulmuştur. Mesela A.A.Hamdi imzalı yazıda evliliğin amacı neslin devamı ve bekası olarak tanımlanmıştır. Erkeğin kadına meyli daha çok olduğundan İslam’da esas olan tek eşliliktir ama çok eşliliğe de bazı şartları yerine getirmek kaydıyla yer verilmiştir.
Görüleceği üzere o günden bu güne değişen bir şey yoktur. İslamcılar değişmemişlerdir. Hala aynı şeyleri savunmaktadırlar. Çünkü İslam kuralları ve şeriat değişmemiştir. Bu bakımdan 1910’larda savunulan kurallar bu gün de aynen uygulanmak istenmektedir. Oysa hayat devam etmektedir. Kaldı ki İslam’dan önce Türk milletinde kadın erkeğin yanında yer alırken hatta daha sonra Anadolu’nun köylerinde kadın çiftin çubuğun temel direği iken inanç Araplaştıkça gittikçe evdeki esire benzetilmek istenilmiştir. Giderek yobazlaşılmış, akıl ve bilimden uzaklaşılmıştır. Adeta hayat durmuş ve sadece kısır bir döngü içinde kendini tekrar etmiştir. İşte Atatürk önderliğindeki cumhuriyetle bu yobaz durağanlık yıkılmaya çalışılarak çağdaş hayat yakalanmaya çalışılmıştır. Ne var ki ondan sonra gelen iktidarlar sırf iktidar hırsı ile dini siyasetlerine alet etmişler ve bu günkü cehaletin ve yobazlığın esas sorumlusu olmuşlardır.
Arap toplumunda kadın erkeğin gerisinde hatta evinde çocuk doğurma aracı olabilir ama Türk töresinde kadın ve erkek arasında fark yoktur. Tarihimizde kadın kimi zaman savaşçı bile olmuştur. Kurultaylarda kağanın eşi onun yanı başında oturmuştur. Yüzyıllar sonra Kurtuluş Savaşımızda kadınlarımız yine Tomris gibi savaşmışlardır. İşte Türk kadını budur! Bu bakımdan kadının eve hapsedilmesi, çocuk doğurma aracı olarak görülmesi, sokağa çıkınca kim olduğu belli olmayacak şekilde kapanması, Türk’ün töresi değildir. İslamcı anlayış ve bu kurallar Türk milletine her şeyden önce tarihsel olarak uygun değildir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir