ŞEYH SAİT İSYANCI BİR HAİNDİR!

Türkiye’de siyasetçiler oy almak ya da Türk düşmanlarına şirin görünmek için Türk’e zarar vermekten çekinmezler. Ne yazık ki Türk milletinin çoğu da bunlara oy vermeyi siyaset zanneder. Örneğin siyasetçiler Türk devletine isyan etmiş olan Şeyh Sait’i, Seyit Rıza’yı sahiplenmeyi bir marifet olarak gösterirler. Hatta Seyit Rıza isyanı için bir de devletin özür dilemesini isterler. Daha garibi iktidarda olan parti bile özür dilemeye kalkar. Oysa Şeyh Sait de, Seyit Rıza da birer isyancıdır. Türkiye’den parça kopartmak için isyan etmişlerdir. Bu isyanlar özellikle İngilizler tarafından dolaylı şekilde desteklenmiştir.
Yabancılar Osmanlı devletinin son yüzyılında özellikle Ermenileri kullanmışlar ve bir Ermenistan kurulması için sürekli olarak isyan çıkarttırmışlardır. Ancak Ermeni isyanları başarılı olamayınca ve tehcirin de etkisiyle bu defa yüzlerini Kürtlere çevirmişlerdir. Emperyalistler daha önce de ilişki içinde olmakla beraber mütareke döneminde Türkiye’yi işgal edip paylaşmaya kalktıklarından itibaren doğrudan Kürtleri kullanmışlardır. Kürtler genellikle koyu Müslüman oldukları için din de bu emperyalist amaçta önemli bir tahrik sebebi olmuştur. Bu sebeple de doğrudan Kürtçü isyan yerine İslamcı-Kürtçü isyanlar çıkartılmıştır. Bir süre sonra Ermeniler de Kürtlerle beraber örgüt kurarak isyanları arka planda birlikte kontrol etmek istemişlerdir.
Günümüzdeki Kürt taviz anlayışı geçmişte de aynen yaşanmıştır. Mustafa Kemal’in millî direnişi örgütlemeye çalıştığı sırada, 10 Temmuz 1919’da İstanbul’da hükümet ile Kürt ileri gelenleri arasında görüşme yapılmıştır. Bu görüşmede Kürt ileri gelenlerine özerk bir Kürt devleti sözü verilmiştir.
Bu sıralarda İngilizler aynı Arabistan’da Lawrence’yi kullandıkları gibi Türkiye’de de Binbaşı Noel’i kullanmışlardır. Ancak Noel de Lawrence gibi havaya girmiştir. Kendisini Kürt Lawrence’i gibi görmüştür. Noel, Kürtler arasında sürekli olarak Türk düşmanlığı propagandası yaparak Kürtleri isyan için tahrik etmiştir.
İngilizler Kürtleri kullandıklarını gizli yazışmalarda açıkça ifade etmişlerdir. Örneğin İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndaki 21 Temmuz 1919 tarihli belgeye göre İngiltere’nin İstanbul’da görevli bulunan Büyükelçilik Müsteşarı Hohler şöyle demiştir:
“Noel Bağdat’tan buraya geldi… Kürtlerin peygamberi olmak istiyor… Mezopotamya şimdi bizim olduğuna göre ona bir Kürt devleti kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. Binbaşı Noel bir Kürt Lawrence’dir. Abdülkadir ve onun gibilerle konuştum. Onlara etki edebilmek için biz de Türklere hile yapıyoruz, diye belki beş defa tekrarlamak mecburiyetinde kaldım. Ancak Kürtlere fazla güvenilmez. Majestelerinin hükümetinin amacı Türkleri elden geldiğince zayıflatmak olduğuna göre Kürtleri bu şekilde harekete getirmek fena bir plân değil…”
Yine aynı günlerde İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği gizli raporda Noel’in görevinin Mustafa Kemal’e karşı isyan çıkartmak olduğunu açıkça itiraf ederek şöyle der: “Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadı. Noel bunu başaracağından emin!”
Hohler bir ay sonraki 10 Ağustos 1919 tarihli raporunda Kürtlere karşı düşüncesini adeta itiraf edercesine şöyle açıklar: “Kürt sorununa verdiğimiz önem Mezopotamya bakımındandır. Kürtlerin ve Ermenilerin durumları beni hiç ilgilendirmez.”
Aslında Hohler’in ifade ettiği düşünce İngiliz yetkililerinin yani İngiltere’nin görüşüdür. Çünkü 28 Kasım 1919’da da Mr. Kidston, Londra’ya gönderdiği raporda benzer düşünceyi dile getirir: “Kürtlere her ne kadar inanmazsak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.”
İşte bu emperyalist ilişkiler ağı içinde 1921’de Kürt isyanları başlar. Ancak her seferinde Türk hükümeti isyanı bastırır ve gereğini yapar.
Türkiye Cumhuriyeti, yabancı devletler tarafından Lozan Antlaşmasıyla tanınır. Ancak Musul, Irak sınırı, Ege adaları, Boğazlar ve Hatay konuları daha sonraya ertelenir. Lozan antlaşması imzalandıktan bir süre sonra Türkiye ile İngiltere arasında Musul görüşmeleri başlar. Konu 20 Eylül 1924’te Milletler Cemiyeti’ne aktarılır ve çözüm süreci işlemeye başlar. İşte bu aşamada Şeyh Sait isyanı çıkar. Türklerin Musul üzerindeki haklarını inceleyen komisyonda Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru ve sükunu sağlayamadıkları, Türk yönetimine isyanlar çıkartıldığı gündeme gelir. Bu oyunlar sonunda Türkiye Musul ve Kerkük’ü bırakmak zorunda kalır.
Tabi Şeyh Sait isyanı ne kadar gizlense de bir İngiliz kışkırtmasıdır! Musul konusunda Türkiye’yi haksız durumda bırakmak amacıyla düzenlenmiştir. Yabancı raporlarda İngiltere’nin parmağından şüphelenilir, hatta kiminde İngiliz oyunu olarak ima edilir. Örneğin Fransa’nın Bağdat Yüksek Komiseri, Fransız Dışişleri’ne gönderdiği raporda şöyle yazar:
“Kürt ayaklanması kendiliğinden birdenbire meydana çıkmadı. Kürdistan dağları yabancıların kışkırtması ve desteği ile ayaklandı… Bu bölgede ortaya çıkan olaylar İngilizlerin uğradıkları yenilgiden sonra hiç affedemedikleri Mustafa Kemal’e ve Ankara’daki meclise karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır… Kürt ayaklanması bundan daha iyi şartlarda patlak vermezdi. Ayaklanma Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran komisyonda Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlayamayacağını gösterecekti.”
İşin aslı emperyalizmin bir oyunu olan bu isyan girişiminden Kürtler de zarar görmüştür. Çünkü Musul ve Kerkük, daha geniş olarak Irak İngiliz yönetiminde kalmış ve bu durum yıllarca devam etmiştir. Kürtler, Türklere isyan ederek bindiği dalı kesmişlerdir. Bütün Kürt isyanları bu niteliktedir. Çünkü Ermenilerden sonra artık Kürtler Türklere karşı kullanılmaktadırlar. Kürtlerin Türklere karşı her hareketi emperyalizme hizmet olmaktadır.
İsyanın bastırılması sırasında 9 Mart 1925 günü Diyarbakır postanesine Londra’dan postalanmış zarflar gelmiştir. Zarfların üzerindeki adres şöyledir: “Kürdistan Kraliyet Harbiye Bakanlığı”. Zarfların içinden ise İngiliz silah fabrikalarının katalogları çıkmıştır. Ama isyancıların bu silahları sipariş etme fırsatları olmamıştır.
Şeyh Sait isyanı İngiliz kışkırtmalı Kürtçü isyan olmakla beraber Kürtleri isyana katabilmek için isyanda dinci söylemler, şeriat isteği ön plânda tutulmuştur. Bu bakımdan isyan bir Kürt-İslam ayaklanmasıdır. Ancak burada İslam, esas olarak şeyhleri ve cahil Kürt kitlesini kullanmak için alet edilmiştir.
Şeyh Sait bu konuda yargılama sırasında kendini kurtarabilmek için diğer bazılarını satmıştır. Şeyh Sait kendisinin şeriat istediğini ama diğerlerinin davasının Kürdistan davası olduğunu söylemiştir. İman sahibi bir Müslüman olduğunu ve affedilmesini istemiştir. “Adalet değil merhamet istiyorum” demiştir. “Eğer Diyarbakır’ı alsaydık hükümetten şeriat isteyecektik, kabulü halinde hükümetin raiyesi” olacaktık diyerek kendini kurtarmaya çalışmıştır. Şeyh Sait sorgusunda dinci yanı ileri çıkarabilmek için Sebilürreşat dergisinin de adını vererek “Sebilürreşat’ın yazdıkları öfkemizi artırıyordu” demiştir. Şeyh Sait, ifadelerinde Kürtlerin ezelden ebede birleşemeyeceklerini, dilleri olmadığını, bağımsız olsalar bile İngilizce, Farsça ya da Arapça konuşacaklarını, Kürt hükümeti değil Arap veya İran hükümeti olacaklarını belirtmiştir.
Yargılama sonunda Şeyh Sait de dahil olmak üzere 48 kişi hakkında ölüm cezası, diğer bazıları hakkında hapis cezaları verilmiştir. 18 kişi hakkında ise berat kararı verilmiştir. Şeyh Sait’in damadı Abdullah, adeta itiraf gibi, gazetecilere “Yazın, biz bu hainlere uyduk, başkası uymasın” demiştir.
İsyanın bastırılmasından sonra İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Lindsay, İngiliz Dışişleri Bakanı Chamberlain’e gönderdiği 21 Nisan 1925 tarihi raporda “Harekât sırasında ele geçen belgelerin Irak’taki İngiliz yetkililerinin ayaklanmayı desteklemeseler bile onayladıklarını gösterdiğini” itiraf etmiştir.
Yine aynı tarihlerde İngiltere Büyükelçisi Lindsay, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporda şöyle demiştir: “Böylece başladığımız noktaya döndük. Bu nokta Türk-İngiliz ilişkilerinin gelişmesini engelleyen Musul sorunudur. Son birkaç ay içinde ortaya çıkan kışkırtmalardan sonra Majestelerinin hükümeti bütün kozları ele geçirmiş ve dilediği kartı oynayabilecek duruma gelmiştir. Ancak sorunun yalnızca sınır düzeltilmesi ile sınırlı tutulmaması gerekiyor.”
Görüleceği üzere Şeyh Sait isyanı işte böyle bir tertiptir. İngilizlerin kışkırtmasıyla başlayan bir isyandır. İsyan Kürt bağımsızlığı için veya şeriat için değil, Türkiye’nin elinden Musul ve Kerkük’ü almak için tasarlanmıştır. Bu bakımdan isyan emperyalist bir oyundur, Kürtler de emperyalizmin hizmetinde İslam veya Kürdistan hayali ya da ikisi de birlikte söz konusu olan duygularla rol almışlardır.
Günümüzde Şeyh Sait isyanını öven, Şeyh Sait’i sahiplenen, dini ve Kürtlüğü siyasete alet eden siyasetçiler işte böyle bir ihanet içindedirler. Çünkü isyanı ve şeyhi övmek, oyunun içinde yer almak ve İngiltere’ye göz kırpmak demektir!
Kısacası Şeyh Sait, İngiliz emperyalizmine hizmet etmiş gerici bir haindir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir