SEYİT RIZA İSYANCI BİR HAİNDİR!

Kürtçüler, bazı sivil kuruluşlar ve siyasetçiler Seyit Rıza’ya sahiplenip, isyanın bastırılma şeklinden dolayı devlete saldırırlar. Hatta bir de üstüne özür beklerler.
Ne yazık ki Türkiye Türklerinde millî bilinç sorunu vardır. Türklerin bin yıllık Müslüman Anadolu hayatı bu toprakları yabancıların gözünde Türkiye yapmıştır ama Türklerin zihniyetini Türkiye yapamamıştır. Nüfusun çoğu giderek Müslümanlığı adeta soy gibi benimseyip Türklüğü bir tarafa bırakıp kendini İslam milletinden zannetmiştir. Bu bilinçsizleşerek yok olma sürecine sonunda Türkçü aydınlar ile bu aydınlara kulak veren İttihat ve Terakki nispeten dikkat etmiştir. Sonunda Türk olmayan Müslümanlar da Türk olarak gördükleri Osmanlı’ya karşı isyan edince Türk milleti uyanmaya başlamıştır. Millî Mücadeleden sonra cumhuriyetin ilanıyla Türklük yeniden dirilmiş ve yüzyıllardan sonra devlete Türk adını vermiştir. Atatürk dönemi Türklüğe dönüş ve Türkleşme dönemi olmuştur. Ancak 1930’larda Türk düşmanları devlet içinde paralel yapılanmaya gitmişler, yavaş yavaş Türklüğe zarar vermeye başlamışlardır. Atatürk’ün ölümünden sonra ise bütün eski hainler ortaya çıkarak devleti Türksüzleştirmeye çalışmışlardır. Atatürk döneminde isyanlarla yapamadıklarını bu güne kadar gelen iktidarlar Türklüğü siyaset üzerinden bir kenara atmak için mücadele etmişlerdir. Anayasadan kaldırmak istemişlerdir. Bu hain süreçlerde Türk milletinin İslamî duyguları bir zaaf olarak istismar edilerek iktidarlar İslam kisvesi altında Türk olmayanlarla dolmuştur. Onların yanında yer alan Türkler de Türklük yerine İslam kimliğiyle yer almışlar ve menfaatlerini kollamışlardır. İşte Seyit Rıza’yı ananlar, devletin özür dilemesini isteyenler bu siyasetin üst tabakasındaki ırken ya da fikren Türklükten uzak insanlardır!
Oysa Seyit Rıza, hayatı boyunca bağımsız bir Kürdistan kurulması için her Kürdün çalışması gerektiğini savunmuş bir haindir! Seyit Rıza Tunceli’lidir. Kürtçüler ve bunların dalkavukları ile siyasetçiler, Tunceli adını kullanmayıp inatla ve ısrarla güya Kürt isyanı vurgusu yapmak amacıyla eski Dersim adını kullanırlar. Hatta zaman zaman da Tunceli adının değiştirilmesini isterler.
Seyit Rıza Kürtçü ve İslamcı bir yobazdır. Başına siyah ve yeşil sarık sarıp dolaşmıştır. Hayatı boyunca çapulculuk yapmıştır. Esrar içmiştir. Girdiği evin cehenneme gitmeyeceğini iddia etmiştir. Seyit olduğunu yaymıştır. Oysa seyitlik peygamber soyundan gelmek demektir. Yani bu unvana sahip çıkmak Arap asıllı olduğunu söylemektir. Lakin Kürtler arasında din unvanları önemlidir. Şeyh olmak, seyit olmak Kürtler üzerinde etkilidir. Kürtler Şafi mezhebindeki esaslara göre Müslümandırlar. Çoğunlukla bağnazdırlar. Aşiretçi genetik yapılarından dolayı da ağa şeyhe itaat ederler. Bu sebeple seyitlik ve şeyhlik onlar için önemli bir sıfattır. Bunun için de Kürt isyanını düzenleyen İngiltere ve geri plandaki örgütler Kürtleri isyanlara dahil edebilmek için genellikle şeyhleri, seyitleri lider konumunda tutmuşlardır.
Seyit Rıza Tunceli’de ön planda durmuş ve halkın bir lideri gibi davranmış, kendini derebeyi olarak görmüştür. Bu durumundan dolayı devlete rakip güçler istemeyen cumhuriyet hükümeti derebeyliğe son vermesini istemiştir. Seyit Rıza ise ağalıktan vazgeçmemiştir.
TBMM’de 25 Aralık 1935 tarihinde Tunceli Kanunu kabul edilmiştir. Kanundan sonra Tunceli’yi geliştirip medenîleştirmek için kışla, okul, yol ve köprü inşaatına başlanmıştır. Bu arada savaş sırasında bölgeye dağıtılan tüfekler geri istenmiştir. Ancak ağalar ve şeyhler hükümetin bayındırlık girişimlerinden aşırı derecede rahatsız olmuşlardır. Güçlerinin ve statülerinin ellerinden alınacağından korkmuşlardır. İşte bu gelişmelere karşı Seyit Rıza ve çevresi Türk hükümetine karşı propagandaya başlamışlardır. Propagandada şunlar söylenmiştir:
1-Aşiret kadınlarının namusu tehlikededir. Bunlar gündüzleri kocalarının, geceleri karakol fertlerinin malı olacaktır.
2-Hükümetin yaptırdığı karakollar yakında bu mıntıkadan sürülecek olan aşiretlere posta mevkii olmak içindir.
3-Köylerdeki bütün halk bir yere toplanacak, sıraya sokulacak, evlerin içine tıkılacak, bu evlerin yalnız iki kapısı olacak, bu kapıların önünde birer polis bekleyecektir.
4-Ekmek ve odun belge ile verilecektir.
5-Keçilere verilen meşe yaprağı bile belgeye bağlanacaktır.
6-Halkın bütün kazandığı elinden alınacaktır.
Bir yandan bu propagandalar yapılırken diğer yandan aşiret ağaları ile irtibat kurulur. Ağalar isyana hazırlanmaya çalışılır. İsyan için ilk toplantı Seyit Rıza’nın girişimiyle Kürpik’te aşiret reisleri arasında yapılır. Bu toplantıda Demenan Aşiret Reisi Cebrail, “Mektep, nahiye bizim neyimize? Bunları ortadan kaldırmalıyız. Hepsini hemen yıkmalıyız.” der.
Bu toplantıdan sonra aşiretler tarafından 21 Mart 1937 gecesi Kahmut köprüsü yıkılır. Ancak aşiret adamlarının hükümet kuvvetleri karşısında duramayıp teslim olmaya başlamaları üzerine Cebrail, Seyit Rıza’ya haber gönderir ve durumdan şikayetçi olur. Bunun üzerine Halvori toplantısı yapılır.
Hükümet ise askerî bir harekâtın zorunlu olduğuna inanır ve ona göre kararlar alır. Bu kararlarda bölge halkına insanî yardım hususları da yer alır.
Seyit Rıza gerekeni yapacaklarını, aşiretler arası kinin sona erdirilerek el ele çarpışılacağını söyler. Aşiretleri elde tutabilmek için Fransa, İngiltere ve Arapların kendileriyle beraber olmalarını sağladığını belirtip, ağalara köprüleri, okulları, kışlaları yıkacaklarını, ölünceye kadar ayrılmayacaklarına dair yemin ettirir. Seyit Rıza, bu arada yalan vaatler verir ve “Eğer buraya asker gönderilirse derhal İngiliz ile Fransız savaş açacak ve bizi kurtaracaktır.” der.
Aşiretler 28 Nisan 1937 gecesi Seyit Rıza başkanlığında Munzur suyunun kaynağında toplanırlar. Durumu değerlendirirler. Toplantıda hükümete bir nota verilmesi kararlaştırılır. Bu notada şu istekler yer alır:
1-İçimizde karakollar yapmayacaksınız,
2-Köprü kurmayacaksınız,
3-Yeniden nahiye ve kaza merkezleri kurmayacaksınız,
4-Silahlarımıza dokunmayacaksınız,
5-Biz her zamanki gibi pazarlık usulüyle vergilerimizi vereceğiz.
İşte bu notadan sonra tenkil (cezalandırarak bastırma) harekâtına karar verilir. 4 Mayıs 1937 tarihinde olaylara dair raporlar Atatürk ve Fevzi Çakmak’ında bulundukları bir toplantıda görüşülür. Bastırma harekâtına dair esaslar belirlenir. Genelkurmay bölge halkına hitaben bir bildiri hazırlar. Bildiriler uçaklarla atılır. Bildiride bazılarının kendi menfaatleri için halkı kurban etmek istediği, bunun için son ihtar yapmak gereği duyulduğu, isyan çıkartmak isteyenlerin 24 saat içinde derhal teslim edilmeleri, aksi takdirde kuvvetlerin harekete geçeceği ihtar edilir. Teslim olunacak belirli noktalar gösterilir.
Tenkil kararı 8 Mayıs 1937’de Dördüncü Genel Müfettişliğe bildirilir. Bundan sonra devlet kuvvetleri 12 Mayıs 1937 günü harekâtı başlatır, isyancılarla çarpışmalar başlar. İsyanın liderliğini Seyit Rıza yapar. İsyanın teorisyeni ise Alişer’dir. Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlu Rehber, tarafsızlığını ilan eder. Seyit Rıza, Rehber’den İran veya Irak’a geçmesini ister. Bunun üzerine Rehber, Alişer’in ziyaretine gider ve sohbet sırasında Alişer’i vurarak öldürür. Rehber isyancı Kürtçüler tarafından hain ilan edilir. Elazığ ve Erzincan’dan kalkan uçaklar aşiretlerin üzerine bombalar atar. İlk kadın pilotumuz olan Sabiha Gökçen de 1.Tayyare Bölüğü’nde harekâta katılır. Harekât süratle ilerler. İsyan çemberi çok geniş bir alan iken giderek daraltılır ve isyancılar sıkıştırılır.
Seyit Rıza ve arkadaşları sıkışınca Seyit Rıza af mektubu yazar. Mektupta “Ben seyit değilim. Başkaları yaptı ben çekiyorum. Adliye beni cezalandırsın. Asker benden ne istiyor? Yol verin başka tarafa gideyim. Kaçar saklanırsam dünyada beni bulamazsınız.” der. Seyit Rıza kaçar ve saklanır. Ancak büyük karısı ve küçük oğlu Hüseyin ve birçok asi teslim olurlar.
Seyit Rıza kaçak iken 30 Temmuz 1937’de “Dersim Generali” sıfatıyla İngiltere Dış İşleri Bakanlığı’na hitaben bir mektup yazar. Mektupta şöyle der: “Yıllardan beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlarını yasaklayarak ana dillerini konuşanlara eziyet ederek (…) zulmetmektedir. (…) Üç aydan beri ülkemizde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. (…) Üç milyon Kürt benim sesimden ekselanslarına sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevî etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.”
İngiltere bu durumda tabi ki yardım etmez. Muhtemelen Türk hükümeti ile karşı karşıya gelmek istemez. Bu çekinmenin altında kanaatimce birinci sebep Atatürk’ün kararlılığıdır. Ayrıca o sıralarda gündemde olan Hatay sorunu ve bu konuda Atatürk’ün tavizsiz duruşu herkesçe malumdur. Olayla ilgisi yokmuş görüntüsü vermek için İngiliz Dış İşleri Bakanlığı, konsolosluktan, yazının dikkate alınmadığı hususunun Türk hükümetine gayrı resmî şekilde bildirilmesini ister.
10 Eylül 1937 tarihinde Seyit Rıza yanında iki kişi ile birlikte Erzincan’da jandarmaya teslim olur. Elazığ’a gönderilir. Sorgulaması yapılır. Sorgudan çıktıktan sonra orada toplanan halka hitaben “Ben Türk’üm. Türk milletine isyan etmedim.” diye bağırır. Asilerin yargılaması Elazığ’da yapılır. 10 Kasım 1937’de karar verilir. Seyit Rıza ve 10 kişi idama, 33 kişi ağır hapse mahkum edilir. İdam cezaları 18 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda şafak vakti infaz edilir.
1925 yılında Şey Sait isyanı ile Türkiye’nin Musul-Kerkük görüşmeleri baltalanır ve isyandan dolayı kaybetmemizle sonuçlanır. Bu defa 1927’de Hatay görüşmeleri söz konusudur. Kanaatimce bu defa da benzer bir oyun kurgulanmak istenilir. Ama Atatürk kararlıdır. Bir yandan isyanı bastırtır, diğer yandan Hatay görüşmelerine devam eder.
İşte Türkiye’de sağcı, solcu, liberal ve dincilerin oy uğruna Türk düşmanlığı yapmayı göze alarak sahiplendikleri Seyit Rıza isyancı böyle bir bölücüdür, medeniyet düşmanıdır, çağdaşlık düşmanıdır, modern dünyanın düşmanıdır, ağa şeyh düzeninin savunucusudur! Üstelik öleceğini anlayınca bir önder gibi cesur davranamayıp, korkup yalvaran bir zavallıdır! Ama ne yazık ki Türkiye’de siyasetin hemen her kesimi bu isyancı hain üzerinden oy devşirmeye kalkışır!
Kısacası Seyit Rıza isyancı bir haindir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir