SİSTEM HATALARI

Mekanik bir daktilo ile memuriyet hayatına başlayıp bugün emekli olan birçok arkadaşım, bilgisayarın teknolojik imkanlarından yararlanamamaktadır. Bilgisayarı kullanacak kadar öğrenmek ve bunu hayatımıza adapte etmek oldukça zordur. Tanıdığım birçok yazar ve şair, durmadan değişen bu teknolojik ürünlerden sıkıntılı ve problemlidir. Hatta teknoloji ile kavgalıdır, küstür.
Bilgisayarı ve programlarını insanlar yaratmıştır. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki insanın sistemi, programı fiziği kimyası bir bilgisayar teknolojisinden milyon kere daha karmaşık ve zordur. Lakin benim yazımda ele almak istediğim konu kapitalist dünya sistemi ile bizim gibi geri bırakılmış ülke insanlarının sistemleri arasındaki kan, doku uyuşmazlığının yol açtığı toplumsal ve ahlaki çöküşlerdir.
Bizim gibi sıradan insanlar birer sahne oyuncusudur. Aslında ben hep yönetmen olmayı tercih ederdim ama ne yaparsınız. Bana verilen rolü zor bulmuştum. Tiyatro metnini kendim yazmak isterdim ama şimdi hiç sevmediğim geri zekalı bir senaristin repliklerini ezberlemek ve bu aptal rolünü her gün oynamak zorundaydım. Diğer oyuncu arkadaşlarıma bu senaryonun ne kadar berbat birşey olduğunu söylediğimde; her seferinde düşüncemi ahlaksızca bulmuşlar, beni linç etmeye kalkışmışlardı.
Siz asıl çocuk olmak istersiniz ama size kötü adam rolü verilir. Herkes aldığı, eline geçirdiği veya kendisine lutfedilen rolü oynar. Başrol oyuncuları kendini çok yükseklerde görür. Halbuki ezberledikleri replikleri papağanlar da ezberleyebilirdi.
Tüm bunları niye yazıyorum. Elbette öyle tiyatro özentisine takılmış biri değilim. Dünyada çalışan sistem, insan vicdanına tamamen zıt.
İşçiler vekil seçiyor. Vekil işçilerin aleyhinde oy kullanıyor.
Memurlar vekil seçiyor. Vekil memurlara sahip çıkma derdinde değil.
Köylüler vekil seçiyor. Vekil köylülerin ürettiği ürünleri, dünyanın diğer köşesindeki köylülerden ithal ediyor.
Öküzler vekil seçiyor. Vekil ülkedeki samanı kurutuyor, yok ediyor.
(Öküzlerin seçme seçilme hakkı henüz daha tanınmadı diyeceksiniz ama bu izafi bir konu)
Kent yönetimleri kültür, turizm ve sanata değer verdiğini söylüyor. Milyonlarca para harcıyor. Lakin kentte bir sergi sarayı, bir konferans salonu, tiyatro salonu, sanatçılara hitap eden bir mekan, sanat sokağı yok.
Kirazın festivalini yapıyoruz. Kiraz diğer kentlerden geliyor.
Kültürün, sanatın da alt yapısı vardır. Ekin gibidir. Ekmeden biçemezsiniz. Dışarıdan büyük paralar ile getirilen sanatçılarla yapılan etkinlikler şov’dur. Panayırdır. Köylü kurnazlığıdır. Sanatçınız yoksa sanat festivaliniz de yoktur. Kültürünüz yoksa kültür festivali de olamaz. Sistem hata verir.
Hiçbir sorgulamanın olmadığı, yaşanmadığı devlet düzeni ve politikalarını politikasızlık diye özetleyebiliriz.
Ünlü küp fıkrasında. Karadenizli bilgeye danışırlar. Hocam köyün boğası kafasını tarihi bir küpe soktu ne yapalım.
– Kesin boğanın kafasını
– Bu kez de kafa çıkmıyor hocam
– Kırın küpü
Düşünmeyen sorgulamayan bir toplumda hiç bir hayırlı iş olmaz.
Bektaşiye abdestsiz namaz olmaz demişler
-ama ben kıldım oldu, demiş.
Ben size daha komik bir şey söyliyeyim.
Bu ülkede namaz kıldıktan sonra abdest alan milyonlarca insan var.

Celal Çalık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir