‘SÖZ VERDİK SÖZÜMÜZDEN DÖNEMEYİZ’ Mİ?

Son zamanlarda genel olarak ‘Kanal İstanbul’ Projesine karşı olduğumu yakın çevreme olduğu gibi bulunduğum her platformda da dile getirdim. Bu karşı duruşumun için birçok neden vardı; başlıcası mantığıma bir türlü uyduramadığım ulu önderimizin, ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusunun hayatta olduğu ve ülkemizi yönettiği zamanlarda imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesinin eksik ve ülke çıkarlarını gözetmeyen bir sözleşme olduğu konusu tartışmaya açılarak buna karşılık bu antlaşmayı geçersiz kılacak alternatif bir su yolu (deniz geçişi) üretmek gerektiğinden bahisle ‘Kanal İstanbul’ ’un mutlaka uygulanması gereken bir proje olduğunun savunulmasıydı.

Bakın arkadaşlar; bu argümanınız gerçekten çok mesnetsiz. Hayatını ve tüm benliğini TÜRK milletine armağan etmiş ve gerçekten herşeyini feda etmek uğruna yok olmak üzere olan bir milleti yeniden var ederek cennet vatanımızla taçlandırmış bir kurtarıcı, bir lider, bir deha düşünememiş, görememiş ve hatalı yapmış, üstelik bunu da başarı olarak göstermiş heee? Peki şimdi siz bu ölümsüz liderin fikir ve uygulamalarını eleştrip, bir kenara koyup hata var ve biz bu hatayı düzelteceğiz derseniz size ancak kim inanır biliyor musunuz? Belki Kadir inanır ama Pakize inanmaz, Zekiye inanmaz, Mehmet inanmaz, Kemal inanmaz…

Diğeri ise; bilimsel açıklamalar. Ben bilime ve araştırmalara çok önem veririm. Doğayla ve bilimle ilgilenen insanların yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından açıklamaları çoğunlukla olumsuz eleştri ve kanaatler içeriyor. Tabii resmi kurumlarca da ‘Su Fakiri Bir Ülke!’ olduğu beyan edilen Türkiyemizin içilebilir su kaynaklarına zarar verebilecek projeler varsa bunları desteklemek ve savunmak yerine en başta devletimizin bu duruma müdahale etmesi gerektiği görüşünde olduğumu burada altını çizerek belirtmek isterim.

Başka bir açı ise; olayın stratejik boyutudur. Bu hususta birçok emekli üst düzey askeri personelin açıklamaları olmuştur. Belli bir tehlike anında için de Tekirdağ’ında bulunduğu geri kalan Trakya bölgesinin savunmasını olumsuz yönde etkileyeceği gibi, Karadeniz’in komşu alan ülkeler açısından güvenli deniz halinden çıkarak ABD’nin savaş gemileri ile oralara da demokrasi dağıtmasının önünün açılacağı ve huzurun bozulacağı gibilerinde değişik değişik zengin argümanlı olabilirler bütünü mevcuttur.

Tabii en önemli açı ise o şehirde ve o bölge de yaşayan insanların olaya bakış açısıdır. Bence ‘İster isteyin ister istemeyin biz yapacağız’ gibilerinde bir açıklama talihsiz bir açıklamadır. Burada kime hitap edilmiştir. Türk Halkına ise halkın istemediği ve uygun görmediği bir projeyi zorla uygulamaya çalışmak için çaba sarfetmek doğru olmayan bir tutumdur, kanımca. Hani eskiden görücülü kız isteme olaylarında baba erkek tarafına söz verdi mi kız istemese bile söz verdik sözümüzden dönemeyiz diyerek kızı zorla evlendirirler sonra da kız ya ömür boyu mutsuzluğa mahkum olur ya da sonu kısa zaman da mezarlık olur du ya… Bu durumda da; ‘İsteseniz de istemesenizde illa olacak’ demek gizli bir söz verilme olayı mı var gibi şüpheleri insanın aklına getiriyor. Sonra da şöyle dedirtiyor; söz var ise acaba kime karşı verilmiş olabilir ki?

Ayrıca Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından hazırlanan bir raporda Kanal İstanbul Projesinin gerçekleşmesi halinde;

– İstanbul’un yaşam destek sistemleri olan Kuzey Ormanları, su havzaları, su havzalarını besleyen su kaynakları, tarım ve mera alanları yok olacaktır,

– İstanbul’un önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı yok olacaktır,

– Doğal yaşam alanları ve ekosistem bozulacaktır,

– Doğal ve arkeolojik sit alanları, tabiat parkları, milli parklar vb. koruma alanları yok olacaktır,

– Sadece İstanbul’da değil, Trakya’ya kadar tatlı suların beslediği tarım alanları yok edileceği için bölgede tarım ve hayvancılık yapılamaz hale gelecektir,

– ÇED Raporuna göre 1.155.668.000 m3 olan kazı materyalinin taşınmasıyla bozulan ekosistem tüm canlıların sağlığını tehdit edecektir,

– Üç aktif fay hattının geçtiği bölgeye nüfus ve yapılaşma baskısı yükleyerek afet riskini artıracaktır.

denmektedir. Bu sebeple irdelemek, sorgulamak ve tüm bunları yaparken cennet vatanımız biricik yurdumuz güzel Türkiye’mizi düşünmek, bu cennet vatanın tek sahibi olan yüce TÜRK milletinin menfaatlerini düşünmek sonra da elimizi bir kez daha vizdanımıza koyarak bir duruş sergilemek her TÜRK vatandaşının tarihine, geçmişine ve geleceğine olan boynunun borcudur.

Tabii böyle düşünceli bir girdapta gelip giderken ben çok ilginç bir olay daha yaşadım. Ofisime biri geldi, müşteri gibi, emekli inşaat mühendisi olduğunu söyledi, konu konuyu açtı derken Kanal İstanbul’un içine dalıp çıkmayı da ihmal etmedik. Aynı görüşlerde değildik. O yapılmasından yanaydı ve bende bir inşaat mühendisi olarak nasıl böyle düşünebildiğini hayretler içinde karşılıyordum, derken dedim ki bakın beyfendi ülke ekonomisinin gerçekten daha farklı lokomotiflere yatırım yapması var olanlara teşvik vermesi gerekirken gelişmekte olan bir ülke gibi değil de gelişmiş, işi bitirmiş, şimdi de daha başka nasıl uç teknolojiler deneyim havasında olduğunu düşünmüyor musunuz dedim. Dedi ki bana; şunu unutma herkes hakettiği gibi yaşar ve yaşadığı gibi mutludur aslında… Sen belki senden maddi anlamda daha kötü durumda olan insanları düşünüp üzülüp onlar için daha iyi yaşam standartları oluşturulmasını diliyorsun ya, dileme. İnan bana onlar bulundukları durumdan mutlular. Ve bunu da birileri çok iyi biliyorlar.

TENGRİ BİZ MENEN! (TANRI BİZİMLE!)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir