Sultan Alaüddevle Bozkurt Bey

Sevgili okurlarımız öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Size biraz içinde bulunduğum durumdan bahsedeyim. Ben sizin neredeyse her gün tv’lerde, haber bültenlerinde izlediğiniz serhat boylarında görev yapan, terörle mücadele eden, Vatan ve Millet uğruna seve seve can vermeye and içmiş Vatan evlatlarından biriyim. Böylelikle ilkokuldayken neredeyse her sabah okuduğumuz “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayıp “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye biten andımıza da sadık kalmış olmanın gururu içerisindeyim. Gelelim konumuza…
Türk tarihi öylesine zengindir ki anlatmaya ne kitaplar nede ömürler yeter. Zengindir çünkü belki aynı dönemde yaşamış onlarca devlet yüzlerce zafer vardır. İlginçtir, bunların bir çoğuda Türk devletlerinin bir birine karşı girişmiş olduğu mücadelerin sonucudur. Acı olansa bizim tarihte yaşanan bu olayların çoğundan bi haber oluşumuz ve koskoca Türk tarihinin Osmanlı devleti ile sınırlı kalışıdır. Şimdi anlatacağım konuda bununla alakalı. Bu yazımı siz değerli okurlarımızla paylaşmayı tarihimizin bir birinden eşsiz kahramanlarına karşı bir borç bilirim…
Konumuz, yazının başlığından da anlaşılacağı üzere Alaüddevle Bozkurt Beydir. Şimdi tarihte bir yolculuğa çıkalım ve soralım kimdir bu Alaüddevle Bozkurt bey, tarihteki yeri nedir ve neler yapmıştır.
Sultan Alaüddevle Bozkurt Bey, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet Han’ın dünürü, Sultan II. Bayezıt Han’ın kayınpederi, Yavuz Sultan Selim Han’ın öz annesi olan Ayşe Hatun’un da babasıdır yani Yavuz’un anne tarafından dedesidir.
Birazda beylik hakkında bilgi verelim. Dulkadirli hanedanlığı, Oğuzların Bozok kolunun Bayat boyundan gelir. Şecaat ve cesaretleri ile tanınırlar. Elbistan merkez olmak üzere; Maraş, Elazığ, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Antep, Diyarbakır, Malatya, Amik Ovası, Çukur Ovanın bir kısmı, Kozan, Kadirli, Tufanbeyli ve Kırşehir’e kadar uzanan geniş bir bölgede, 1337–1522 yılları arasında 185 yıl yani neredeyse iki asıra yakın bir süre hüküm sürmüşlerdir. İşte Alaüddevle Bozkurt beyde bu hanedanlığın son hükümdarıdır.
Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. Alaüddevle lakabıdır. Bu söz devlet kuran anlamına gelmektedir. Yani asıl adı Bozkurt beydir.
Gelelim tarihte yaşanan olaylara. Burada gerek konuyu çok fazla uzatmamak için gereksede sizleri sıkmamak namına küçük bir alıntı yapmak istiyorum. Şimdi paylaşacağım yazının sahibi olan tarih araştırmacısı Adnan GÜLLÜ’ye tarihimize bulunduğu katkılardan dolayı teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim.
“Elbistan Savaşı”
(Safevî Hükümdarı 1507 yılında Elbistan’a doğru yola çıktı. Türkmen Alevilerini etrafına toplamak amacı ile Erzincan ve Suşehri yolu ile Osmanlı hududundan geçmeyi tercih etti. Bir müddet sınırda bekleyen Şah İsmail, Osmanlı Padişahı II. Bayezıd’dan Dulkadir ülkesine geçmek için izin istedi. Bayezıd’ın isteği kabul etmesi üzerine Safevî Hükümdarı halka her hangi zarar vermemeye dikkat ederek Osmanlı topraklarından geçip, Sarız yolundan Elbistan’a doğru ilerledi. Ancak Osmanlı Padişahı II. Bayezıd tedbir olarak; Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa, ordusu ile Ankara’nın Çubuk Ovasına toplanmıştı. Vezir Yahya Paşa, ise 70 bin kişi ile Kayseri–Sivas arasına gelmişti. Şehzade Şehinşah 10 bin askerle emir bekliyordu. Karagöz Paşa hepsine başkumandan tayin edilerek 23 bin askerle Çubuk’tan Kayseri’ye gelmiş, 115 bin kişilik Osmanlı ordusu 1507 yılı boyunca hazır bekletilmişti.
İlk karşılaşma, Safevî öncü kuvvetleri ile Dulkadirli keşif kuvvetleri arasında meydana geldi. Alaüddevle Bey’in Sarı Kaplan lakabı ile tanınan oğlu Kasım, düşmanın öncü kuvvetleri Dede Bey’i bozguna uğrattı. Dede Bey çatışmalarda 300 kadar kayıp verdikten sonra sadık adamlarından Halil Ağa’nın temin ettiği bir atla kaçarak canını zor kurtardı. Şah İsmail’in yaklaşması üzerine Kasım (Sarı Kaplan) geri çekildi. Alaüddevle Bey ise Şah İsmail’e karşı koyacak gücü olmadığından sarp Turna dağına sığınarak Memluklar’dan ve Osmanlılardan yardım istedi. Memluklar cevap bile vermediler. II. Bayezid’in Yahya Paşa komutasında gönderdiği Osmanlı ordusu ise, ancak Ankara’ya kadar gelerek sadece Safevî kuvvetlerinin hareketlerini izledi. Turna dağı eteklerinde ordugâh kuran Şah İsmail, bir hayli bekledikten sonra Alaüddevle Bey’in dağdan inmeyeceğini anlayınca ona küçümsemek için “Ala Dana” adını vererek dönmeye karar verdi. İntikamını başta Elbistan olmak üzere Maraş şehirlerini yakıp yıkarak aldı. Öyle ki bu tahribatlardan abideler de nasibini aldı.(1507- bazı kayıtlarda 1508 yazılmakta) Bu olaydan sonra Dulkadirliler’in merkezi Elbistan’dan Maraş’a taşınmıştır. Bu sefer sırasında Şah İsmail yakaladığı Alaüddevle Bey’in bir oğlu ve iki torununu öldürtmüştür.
Safevi hükümdarı şah İsmail, Dulkadiroğulları hükümdarı Alaüddevle Bozkurt Bey ile Akkoyunlu Devleti’nin dağılma sürecinde giriştikleri Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu toprakları üzerindeki çok şiddetli süren hakimiyet mücadelesini kazanmıştır. Safevi Devleti ile Dulkadiroğlu Devleti arasındaki sürtüşme ve mücadele 1501 yılından 1510 yılına kadar düşmanlık üzere devam etmiştir. Şah İsmail ile Alaüddevle Bey arasıdaki hakimiyet savaşları sonucu binlerce Türkmen öldürülmüştür.)
Yazımıza kaldığımız yerden devam edelim. Zaten sonunada geldik sayılır. Bu savaşın sonucunda Dulkadirli oldukça zayıflamıştı. Çünkü Memlüklüler ve Osmanlılar artık Dulkadirli devletine sıcak bakmıyorlar, onun coğrafyasını kendi topraklarına katma hesapları yapıyorlardı. Nitekim öylede oldu.
İster zamanın siyaseti ister kaderin bir cilvesi deyin; Alaüddevle Bozkurt bey ile torunu Yavuz Sultan Selim Han karşı karşıya geldiler. 1515 yılında Göksun civarında yapılan savaşta Dulkadirliler Osmanlı ordusuna yenildi ve 90 yaşındaki Alaüddevle Bozkurt beyin Turna dağında başı kesilerek katledildi. Kesilen başı Memlüklülere gönderilirken gövdeside Maraş’a getirilerek defnedildi. Bugün halen Maraş’ta yıkık dökük bir türbede hak ettiği saygıyı görmeden yatmaktadır. Ruhu şad olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir