TAKVİM YAPRAKLARI

Bugün, sıradan bir gün değildi benim için. Takvim yaprağı, doğum günümü gösteriyordu. Hepimizin yok mudur öyle bir yaprağı? Belki sepya, belki siyah-beyaz resimlerimizin olduğu o albümlerimiz?
Doğduğumuz andan başlar hayat, kendimizi fark ettiğimiz zamandan sonra da yaşama dönüşür. Başlar o yolculuk. Bazen inişli çıkışlı, bazen dik virajlı. Hepimizin yolculuğu farklı ve kendine özeldir.
Kimler gelir katılır bu yolculukta bize. Her biri ayrı ayak izlerini bırakıp giderler gönül coğrafyamızdan. Kimileri sabrımız olur, kimileri imtihanımız ve bazen gururumuz.

Bazısı tatlı bir tebessüm, bazısı derin bir sızı bırakarak çekip giderler. Hele birileri vardır tutunduğumuz tek dal olan umudumuzu kırarlar. İşte o yaşamın umutsuzluğu belirdiğinde; yolumuzdaki leylaklar, nergisler, güller kaybolur yerine çalılıklar peydahlanır. Masmavi olan gökyüzü siyaha dönüşür, ne güneş parlar ne de yıldızlar. Ay bile gizlenir sanki.

Çeşitli yerlere yolculuk yapmışızdır ama yaptığımız en büyük yolculuk, kendi içimizde yaptığımız yolculuktur. Paulo Coelho, “Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın. Çünkü bir çocuğun, bir yetişkine her zaman öğretecek üç şeyi vardır;
“Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şeyi var gücüyle dayatmak” der.

Ah ne güzeldik çocukken, neden büyüdük ki? Oysa ne çok istiyorduk büyümeyi.
Sahi iyi mi yaptık büyüyerek? Şimdi o çocuk gözü ile bakabiliyor muyuz hayata? Çıkar yoktu, kin tutmazdık. Yaşamı olduğu gibi görürdük, paylaşmayı bilirdik. Oysa şimdi içten vermek zenginliğimizi kaybettik. Daha kötüsü yüreğimizi kaybettik. Dinlediğimiz masallar sonrası kurduğumuz düşlerimizi, duygularımızı kirlettik, yetmedi doğayı kirlettik. Atmosferi kirleten, dünyayı kan gölüne çeviren bizler, dünün uslu ve tertemiz çocuklarıydık hani.

Umutlarımızı, güvenimizi, masumiyetimizi kaybettik. Sezen Aksu ‘nun bir şarkısında olduğu gibi; “Masum değiliz hiç birimiz.” Ama her şeye inat, yaşanmış ne varsa bir kenara koyup, bugün bir çocuk oldum ben, her ne yaştaysam. Arkadaş, dost, sevgili diye sarılıp, yalan ve ihanetle sırtımdan bıçaklandığım zamanları bir kenara iterek. Bugün bir çocuk oldum ben, her ne kadarı varsa yaşanmış yıllarımı hesaptan düşerek.

Pamuk şekerimi her yediğimde hani o bulutları da pamuk şekeri sanırdım ya.
Acaba bulutlar da bu kadar tatlı mıdır? Diyerek.
Hayatın hiç acı olmadığı, umutların yıkılmadığı çocukluk demleri…
Ama avuç içlerine cam kırıklarını, yüreğime can kırıklarının dolduğu büyüme krizleri…
Belki daha büyümedik…
Ama bugün ben bir çocuk oldum.
Elimde tozpembe bir pamuk şekeri,
Söyle bakalım pamuk şekeri
Nedir bu hayatın ederi?

Nilgün Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir