TALKAN, CÜRCAN KATLİAMLARI VE BUNU TAKDİR EDEN MÜSLÜMAN TÜRK PROFESÖRLER

Türkiye’deki bazı Müslüman profesörler, Emevilerin Kuteybe ve Yezit komutasında Talkan ve Cürcan ile diğer Türk şehirlerinde yapılan katliamları İslamlaşma bakımından olumlu karşılarlar ve takdir ederler. Bu durum eğer bu kişiler Türk ise gaflettir. Türk değillerse ve bilinçli iseler Türklüğe düşmanlık hükmündedir. Bulunduğu makam yoluyla Türklerin aklını alma çalışmasıdır!
Çünkü bu katliamlarda yüz binlerce Türk öldürülmüş ve Türk gençleri kızları esir alınmıştır. Bunu olumlu karşılamak bir Türk için söz konusu olamaz! Türkler işte bu katliamlardan sonra İslamlaşma sürecine girmeye başlamışlardır! Özetleyecek olursak:
Türklerin Müslüman Araplarla karşılaşması Türkler bakımından pek feci olmuştur. Müslüman Arap Emevi Devleti’nin Horasan Valisi olarak 705 yılında atanan Kuteybe ile büyük katliamlar başlamıştır.
Henüz Gök Tanrı inancındaki Türklerin dağınıklığı ve birbirleriyle ilgisizliğinden yararlanan Kuteybe Talkan’da ve diğer yerlerde çok büyük Türk katliamı yapmıştır. İnsanlar Talkan yolundaki ağaçlarda sallandırmıştır. Kırk binden fazla Türk katledilmiştir. Kuteybe her Türk başı getirene 100 dirhem vermiş, yaklaşık 10.000 kafa getirilmiştir. Arapların tarih kitaplarında Talkan’da 40.000’den fazla Türk katledildiği söylenmektdir. Ayrıca genç erkek ve kızlar esir alınıp götürülmüştür. Kuteybe, Talkan’dan Suman’a, Semerkant’a gitmiş buralarda da Türkleri katletmiştir. Ayrıca toplam 50.000’den fazla genç esir almıştır.
Kuteybe’den sonra Horasan’a 717’de Yezit b. Mühelleb vali olarak atanmıştır. Yezit de Kuteybe’den geri kalmamıştır. Yezit göreve başlarken Türk düşmanlığıyla işe başlamış ve “Eğer Türklere karşı zafer kazanırsa Türklerden akacak kanlarla öğütülen undan yapılan ekmeği yiyinceye kadar oradan ayrılmayacağına ve Türklerin boyunları üzerinden kılıcını kaldırmayacağına” dair Allah’a yemin etmiştir!
İşte bu Yezit, Cürcan yolunda 24 kilometre boyunca kurdurduğu darağaçlarına Türk astırmıştır. Ayrıca 12.000 kişiyi ırmağa götürüp ırmak kenarında katletmiştir. Irmağın suyu kırmızı akmıştır. Kanlı suyun ulaştığı değirmende bu kanlı suyla yoğurulan undan ekmek yaptırıp yemiş ve aklınca Allah’a verdiği sözü tutmuştur.
Bu katliamlarda yüzbinlerce Türk katledilmiş ve Türk gençleri esir alınmıştır. Türk gençleri köle yapılmıştır. Ama ne yazıktır ki Müslüman olan Türkler Kuteybe’yi “veli” olarak görmüşlerdir. Bu algı tamamen kendini kaybetmenin ifadesidir.
İşte Türkler Müslüman Araplarla ilk böyle tanışmışlardır. Müslüman olma süreci bundan sonra başlamıştır. Daha sonra Abbasi döneminde Türkler orduya alınmışlar, halife ordusu Türklerden oluşmuştur. Hatta sadece Türk askerler ve eşleri için garnizon vasfında Samarra şehri kurulmuş, ayrıca bir de Tarsus’ta garnizon kurulmuştur. Bu asker Türkler için kanları başka ırkla karışmasın diye Türkistan’dan Türk kızları getirilip evlendirilmişlerdir.
Katliamda alınan esirleri ve sonra asker oluşları kimi İslamcı Türkler “Halife emrinde hizmet” diye anlatıp dururlar! Kimi ise katliamı olumlu bularak Türkler bu sayede Müslümanlaştı, bu olaylardan sonra İslamiyet bölgeye girdi der. Bunları sadece cahil yobaz hoca kılıklı adamlar değil, üniversitede profesörlük yapanlar bile söylemektedirler.
Arap tarihleri bile bu katliamlardan bahsederken İslamcı Türk tarihçileri adeta konuyu gizleyip bahsetmezler. Konuyu hep geçiştirmeye çalışırlar.
Bu nedir? Bu; dinin, milliyetin önüne geçmesidir, milliyeti inkârdır! Kendini kaybetmektir! Milliyetine sırt çeviren milletler yok olmaktan kurtulamazlar! Buna karşılık aynı düşünceyi diğer Müslüman milletler pek taşımazlar. Hatta o diğer Müslüman milletler meselâ Osmanlı döneminde yapılan eserleri yavaş yavaş yok ederler. Böylece Osmanlı’dan hatırlanacak bir eser kalmamalıdır, diye düşünürler. Diğer Müslüman milletler Müslümandırlar ama milliyetlerini unutmazlar, inkar etmezler. Hatta o kadar ki Türklere karşı “İslam’da kavmiyatçılık yoktur” derler ama kendi milliyetlerinden vazgeçmezler. Kısacası İslamcılar Türkleri milliyetsizleştirme çabası içindedirler. Örnek verecek olursak:
11/12 Ekim 2014 tarihi gece yarısında Heberturk’taki tarih programında, Murat Bardakçı, Profesör Dr. Erhan Afyoncu ve Doçent. Dr. Fatih Şeker’e sorar: “Açık cevap verin. Kuteybe yüzbinlerce Türk’ü öldürdü mü öldürmedi mi?”
Fatih Şeker şöyle der: “Kuteybe’yi cevaplandırmam için bu cümleyi kurmam lazım. Yaptı da neden yaptı? Kuteybe bin Müslim genel olarak hep olumsuz şekilde lanse edilen bir kumandandır fakat Şemsettin Günaltay hoca Kuteybe’nin ‘Arap’ın birkaç dâhisinden bir tanesi olduğunu’ söyler. Ben Günaltay hocanın bu hükmüne iştirak ediyorum. Ve geriye dönüp baktığın zaman eğer Kuteybe’nin faaliyetleri olmasaydı Türklerin doğrusu Müslümanlaşabileceğine inanmıyorum. Dolayısıyla Kuteybe o demir yumruğuyla İslamlaşmanın önünü açmış.” Bunun üzerine Bardakçı kameraya dönüp gülerek komik bir konu anlatır gibi “Sevgili seyirciler hoca diplomatik bir şekilde kesti dedi” der.
Bundan sonra Erhan Afyoncu da bir açıklama yapar ve şöyle der: “Kuteybe yedi yüzlü yıllarda Fergana’yı, Buhara’yı, Semerkant’ı vs.yi fethettiği zaman hep orada Türklerle mücadele ediyor. O mücadele sırasında binlerce Türk öldürülüyor. Tabi Kuteybe’nin orada Türklere karşı faaliyetleri olumsuz faaliyetler Türk tarihi açısından. Ama onun bu faaliyetleriyle birlikte İslam da o bölgeye girmiştir. Ama bu olumsuz olay Türklerin Müslümanlaşmasıyla neticelenen bir olay. (Kuteybe’nin) Türklere karşı birçok öldürmesi katliamı ve sairesi var ama bölgeye Müslümanlığı götüren Arap komutanıdır.”
Burada söze Fatih Şeker karışıp şöyle der: “Yani Emeviler’e borçluyuz birçok şeyi. Bugün mahkum ettiğimiz Emeviler’e borçluyuz. Bunu söylemekten çekinmemek lazım. Emevi Müslümanlığı diye tahfif ettiğimiz, küçümsediğimiz.”
Peki, Fatih Şeker kimdir? Bir ipucu verelim. Fatih Şeker 400 sayfalık “Türk Zihniyet ve Hayat Felsefesi” adlı bir kitap yazmış ve bu kitap 2015 Temmuz ayında Dergah Yayınları’ndan çıkmıştır. Feto darbe girişiminden bir yıl önce yayınlanmıştır. Yani Fetocuların henüz iktidar nezdinde pek makbul oldukları bir dönemde çıkmıştır! Kitapta Fethullah Gülen ve cemaati hakkında “Hizmet Hareketi” tanımını kullanmıştır. Dolayısıyla kariyer basamaklarını nasıl çıktığı bellidir. Kitapta şöyle demiştir:
“Cemaat sadece bir cemaat değildir. Onlar uzun süreli okuma saatlerinin insanlarıdır. Bizce cemaatin hususi ehemmiyeti burada toplanır. Bu bakımdan cumhuriyet Türkiye’sinde defterin en başında yer alan zümre cemaat/camia ya da hizmet hareketidir. Fetullah Gülen’in şahsında kendisini bulan cemaatin Türk dini ve siyasi tarihinin mütearifelerinden biri olduğu su götürmez. Türk tarih tecrübesinin manevi otoritelerinden biri olan, zevk ve ruh tarihimizin ehemmiyetli bir cephesini bünyesinde toplayan zümre, cemiyet içinde kalarak hayata yön verir. Gülen, lideri olduğu hareketin bütün görkemine rağmen sade bir zahit hayatı yaşamıştır. Gözyaşları sürekli yüzünü ziyaret ettiğine göre samimiyetini sorgulamak bize düşmez.”
Fatih Şeker İyi Parti’den milletvekili olduktan sonra 2 Eylül 2018’de partiden istifa etmiştir. Böylece İyi Parti yoluyla milletvekili de olmuştur.
Profesör Erhan Afyoncu ise Fetocuların Bugün gazetesinde altı yıl süreyle yazarlık yapmıştır, Ayrıca yine Fetocu Zaman gazetesinde de yazmıştır. Erhan Afyoncu’yu asıl tanıtıp reklam eden Murat Bardakçı’nın tarih programları olmuştur. 15 Temmuz’dan sonra kapatılan Harp Akademilerinin yerine kurulan Millî Savunma Üniversitesi’nin başına getirilmiş, rektör yapılmıştır.
Bu örneklere bakınca neden Kuteybe’yi ve katliamları olumlu buldukları açıkça görülmektedir! Çünkü Türklüğe düşman Fetocularla beraber yaşamışlar ve onlara yazarlık yapmışlardır. Sonra da millete “Fetoyla Mücadele” diye gösterilen dönemde milletvekili ve rektör olmuşlardır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir