TARİHİMİZDEKİ KUTLAYAMADIĞIMIZ ZAFERLER ÜZERİNE

Milyonlarca yıllık kadim uygarlık tarihimizde hem dünyaya yaydığımız uygarlık ışığına karşı dünyayı karanlığa boğmak isteyenlere, hem uygarlık tarihimizi çalanlara karşı, hem mazlum milletlerin önderi olarak dünyayı sömürmek isteyenlere karşı, hem de varlık yokluk mücadelemizde atalarımız onlarca savaş yapmış ve onlarca zafer kazanmıştır. Nice kahramanlıklara imza atmışlardır. Çok uzağa gitmeyelim, yakın tarihimizden birkaç örnek verelim…

1071 yılındaki Malazgirt zaferiyle kadim Türk topraklarındaki Doğu Roma (Bizans) egemenliği kırılmış, kadim Türk toprakları yeniden eski sahiplerine yani Türklere geçmeye başlamış,
1389 yılındaki 1. Kosova zaferiyle Balkanlara güçlü bir biçimde ayak basılmış, 1396 yılındaki Niğbolu zaferiyle Türk’ün bir Yıldırım gibi etkisi anlaşılmış, 1448 yılındaki 2. Kosova zaferiyle Türk Balkanlardaki egemenliğini kazık çakarak göstererek, Türk-Moğol imparatorluğunun tarihe adını verdiği Pax Mongolica olarak adlandırılan Moğol barışının mirasçısı olarak Pax Ottomana yani Osmanlı barışına doğru giden yolun adımları atılmış, 1526 yılındaki Mohaç meydan savaşıyla Macaristan (Hun diyarı) toprakları, Avarlardan yaklaşık 900 yıl sonra yine Türk egemenliğine geçmiş,
1601 yılında Tiryaki Hasan Paşa’nın dillere destan olan Kanije savunmasıyla Türk’ün keskin zekası anlaşılmış, 1664 yılında ise Uyvar kuşatmasında gösterilen kahramanlıklarla “Bir Türk gibi güçlü” sözü tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.

Her zaman yükseliş döneminde olmasak da sömürgecilerle savaşımız ve bu savaşlarımızdaki kahramanlıklarımız tarihte süreklilik göstermiştir.

1915 yılında Çanakkale’de İngiltere ve Fransızlara karşı T.C. Kurucu Önderi Gazi Başbuğ Mustafa Kemal önderliğinde kahramanca savunma yapılmış, batmayan güneş imparatorluğu namlı İngiltere neye uğradığını şaşırmasına, 1916 yılında Enver Paşa’nın amcası Halil (Kut) Paşa’nın Kut’ül amare’de kendinden kat kat büyük İngiliz ordularına (Müslüman Arap destekli) karşı verdiği kahramanca mücadele ve hepsini teslim alışına ne demeli… Bir top atışına karşılık, 150 top atışıyla karşılık bulan, güya din kardeşimiz olan Müslüman Arapların Hıristiyan-Siyonist ve İngiliz saflarında yer almalarına, kıt kanaat olanaklarına karşın Halil (Kut) Paşa’nın taktiksel başarısıyla beş ay gibi bir sürede İngilizler perişan bir halde teslim olmak zorunda kalmışlardır. İngilizler uğradıkları Kut’ül amare hezimetini hiçbir zaman hazmedemediler.
1922 yılında Başbuğ Atatürk’ün önderliğinde başlatılan Büyük Taarruz ile düşman güçlerinin arkalarına bakmadan kaçmaları ve İngilizlerin İstanbul’dan tek kurşun atılmadan çıkarılmaları…

Sıra geldi can alıcı soruya…

Yukarıda sayılan kahramanlıklarımızdan, zaferlerimizden kaç tanesini doya doya kutlayabiliyoruz?

Yalnızca üçünü!!!
Malazgirt, Çanakkale ve Büyük Taarruz…

Ya diğerleri?

Şu an için sınırlarımız dışında…

Başarılarımızı kutlasak bile buruk…

Düşmanlarımıza karşı onlarca başarı kazandık,

Ama kutlayabildiklerimiz sınırlı…

Türk tarihi şanlı zaferle doludur.

Ne var ki kutlayabildiklerimiz bir elin parmakları kadardır.

Ne kadar ibretlik değil mi?

Bu bizim üzerinde düşünmemiz gereken en önemli sorunların başında gelmiyor mu?

Turan ülküsüne doğru giderken daha sağlam ve emin adımlarla yönelmemiz, çalışmalarımızı bu yönde yapmamız gerekmiyor mu?

Kazandığımız zaferleri toprağa kökleri sağlam bir ağaç gibi dikmemiz gerekmiyor mu?

Adnan Menderes’in kutlanmasını yasakladığı Kut’ül amare zaferimizin 105. yılı kutlu olsun, her ne kadar buruk da olsa…

Yüce Türk milleti şahlanmıştı bir kere…

Onun önünde kim durabilirdi?

Karşısında süper güç olsun olmasın farkeder miydi?

Bir avuç Türk, Arabistan çöllerinde…

Halil Paşa İngiltere’yi nasıl da ezdi geçti?

Murat Kalyoncu (Türkolog)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir