Toplumsal Bir Sorun: Suriyeliler!

Hepimizin bildiği gibi Türkiye’miz, 4 mevsimin yaşandığı, hatta bazen 4 mevsimin birden aynı zaman diliminde yaşanabildiği, 7 harika bölgeden oluşur. Her bölge kendine özgü yaşam biçimi, sosyo-ekonomik yapısı, demografik yapısı ve zengin kültürel etkinlikleriyle Türkiye’mize renk katmaktadır. Ülkemiz tüm bölgeleriyle bir bütündür. Bu sınırlar içinde yaşayan herkese soy, sop, din, ırk gözetmeksizin Türk Milleti denir ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olan herkes Türk’tür. Biz böyle bilerek öğretilerek büyüdük, bir millettik, sorsan herkes Türk’tü. Sonrasında AK partinin iktidara gelmesiyle birlikte toplum içinde alt kimlik üst kimlik tanımlamalarıyla ve tartışmalarıyla millet kavramı farklı boyutlara ulaştı. Bu topraklarda yaşayan, Türk’te içinde olmak üzere 36 etnik unsur ele alınarak ‘Tek Bir Millet’ olma duygusu ve bir ülkeye ait olma hissiyatı zedelenerek hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamayan politikalar izlendi. Yüce Türk milleti, ülkeyi yöneten siyasetçiler tarafından büyük bir iştahla, sen osun sen busun sen şusun diye gruplara bölüştürüldü. Hal böyle iken de yine aynı siyasetçilerin aldıkları kararlar neticesinde, okullarımızda okutulan andımızın içinde ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun!’ ve ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ sözlerinin geçmesinden dolayı, bu toplumda ırkı Türk olmayan diğer etnik grupların böyle bir andı içmesinin gereksiz ve manasız olduğu belirtilerek, okutulması yasaklandı. Her ne kadar bizi yöneten siyasetçiler konuşmalarında ‘Tek Millet’ olmaktan bahsetseler de, bu olaylardan acı bir şekilde, Türk Milleti olmanın manasını kavrayamadıkları sonucunu çıkarabiliriz. Türk Milletinin seçtikleri olarak, yönetmeye geldikleri toplumu, her fırsatında 36 etnik guruba bölen ve 15 yılın sonunda da meydanlarda ‘Tek Millet’ olmak için oy isteyen büyüklere sözüm; biz zaten tek milletiz, bayrağımızda tek, dilimizde tek ve vatanımızda tek! Siz yokken de bu böyleydi, siz varken de böyle, siz gittikten sonrada hep böyle olmaya devam edeceğiz. Ne kadar gruplaştırmaya çalışsanız da, bu gerçekler hala böyle iken, siz hangi ‘Tek’ ’lerden bahsediyorsunuz? Tek millet diyeceğinize açıkça Türk milleti, tek dil diyeceğinize açıkça Türkçe, tek vatan diyeceğinize açıkça Türkiye, tek bayrak diyeceğinize açıkça Türk Bayrağı deseniz olmayacak mı? Amacınıza ve davanıza uymayacak mı? Yoksa acaba siz, başka ‘Tek’ ‘lerden mi bahsetmeye çalışıyorsunuz? Pek bir belirsiz hallerdesiniz… Şanlı şerefli mazisi olan yüce Türk milletinin bir ferdi olmaktan kim rahatsız olabilir ki? Bu topraklarda yaşayan her türlü insan, Türk milletinin ferdi olduğundan ötürü bedelini atalarının kanıyla ödemiş ve Türk vatandaşlığını hak ederek kazanmıştır. Lakin ülkemizde birde vatandaşlığımızı hak etmeyenler vardır… Yurduma ve milletime ihanet eden alçaklar gibi, 1920 yılında ecnebi işgal devletleriyle iş birliği içine girip te Osmanlı topraklarından ayrılmak için isyan başlatan Suriyeliler gibi… Zor durumda olan insanlara yardım etmek Türk milletinin kültüründe, dininde vardır. Komşun açken sen tok yatamazsın, düşene bir tekmede sen vuramazsın, mazlumun yanında zalimin karşısında yer alırsın, yaratılanı yaratandan ötürü seversin… Bu yüzden Türk devleti olarak savaştan, bombalardan kaçan çocuklara, kadınlara, gücü yetmeyen yaşlılara tabii ki kapını açabilirsin. Geçici süreliğine de olsa insanlık namına onlara aşını, evini, giyeceğini yakacağını verebilirsin, ama bunlar geçici süreliğine olmalı. Ben, ** Denizlerden Avrupa ülkelerine kaçıp, orada ki medya ya ‘Türkiye’de yaşamaktansa bu denizlerde ölmeyi tercih ederiz’ gibi ülkemizi aşağılayıcı talihsiz açıklamalarda bulunan insanların kaçamayıp Türkiye’de kalan ve Türkiye nüfusunun neredeyse %5’ine tekabül eden 4 milyona yakın Suriyeli akrabalarına, şanlı bir mazisi olan bu milletin vatandaşlık hakkının tanınmasına, ** Ülkemin, çoğunu gençlerin oluşturduğu %12’ye varan işsizlik sorunu varken, bu ülkeye hiç hizmet etmeyen, hatta zamanında bu milleti sırtından vuran Suriyelilere iş imkânı tanınmasına, ** Devletin, bütün ay alnının teriyle harıl harıl çalışan asgari ücretliye 1.404,- TL/ay hak tanırken, Suriyelilere karşılıksız olarak 1.500,- TL/ay yardım yapmasına, ** Suriyelilerin tüm bu aldıkları devlet desteklerine rağmen, trafik ışıklarında çete gibi çoluk-çocuk-kadın arabalara yapışıp para dilenmelerine, ** Suriyelilerin yaşadıkları çevrelerde kendi aralarında birleşerek, ilerde bir suriye mafyasının oluşabileceği kanaati oluşturacak bir örgütleşmeyle, Türk milletinin gençlerine saldırıp yaralanmalarına ve en üzücüsü ölümlerine sebep olmalarına, ** Benim şanlı Ordum kahraman Mehmetçiğinle Suriye sınırlarında canınla, bu vatanın bölünmez bütünlüğünü korumak ve var olan karışıklıktan oluşabilecek tehlikeleri önlemek için, savaşıp kahramanları şehit verirken, Suriyeli eli silah tutan erkeklerin, Türkiye sokaklarında, sahillerinde, topluma açık mekanlarda Türk kızlarını ve kadınlarını rahatsız edici hareketlerde bulunmasına, ** Suriyelilerin, kendi ülkelerindeki savaş kaygısını düşünmeden ülkemizde durmadan üreyip çoğalmalarına, yatacak adam akıllı bir evleri-yerleri bile yokken, gelecekleri belli değilken, Türk hastanelerinde yeni doğan bebeklerin %50 sinden fazlasını Suriyeli bebeklerin oluşturmasına, tek kelime ile karşıyım. Bilir misiniz ki, soyunuz, sopunuz ne olursa olsun yurt dışına çıktığınızda Türkiye’den geldiğiniz ve cebinizde Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıdığınız için Türk vatandaşınızdır yani Türk’sünüzdür! Kimse orda sizin ne soyunuza bakar ne sopunuza, nede o saydığınız Türklük dışında kalan 35 etnik guruba. Davranışlarınızda iyi bir şey de yapsanız, kötü bir şey de yapsanız Türk’sünüzdür, Türklüğü temsil etmektesinizdir. Eyy yöneticiler, dikkat edin! Bu toplumu oy uğruna veya her ne düşünüyorsanız sonucunda etnik guruplara bölerken, ileride oluşabilecek kötü sonuçlara tohum ekiyor olabilirsiniz! Özal zamanında, Saddam’ın şerrinden kaçan kürtlere bu vatanın kucak açtığını biliyoruz. Sonradan medyada, yakalanan kimi pe-kaka teröristlerinin, o dönem Türkiye’ye göç eden ailelerin çocuklarının, büyük ölçüde, bu terör örgütüne katılım sağladıkları gibi ifadelerine çokça yer verilmiştir. Tarih tekerrürden ibarettir dememek için, şimdiden toplumsal sorun haline dönüşmüş olan Suriyeli ailelere, ilerde terör bazında aynı sorunları bunlarla da tekrardan yaşamamak için yapılması gereken en olağan şey, vatandaşlık vermek değil, Suriye’de hayat tekrar normale döndüğünde, gelen grupları aynen geri göndermek olacaktır. Kendi vatandaşlarımız için yaşadığımız toplumsal problemleri çözmeden, yukarıda sayılan negatif etkileri olan bir topluluğa düşünmeden vatandaşlık vermek, ülkemiz ve milletimiz adına ne yarar sağlayabilir? İnsanlık adına yapılan yardımlar, siyasi ve toplumsal olaylardan ayrıştırılması gerekmez mi? Yaşanabilecek tehlikeler gözümüzün önündeyken, Türkçe dahi bilmeyen, bu ülkeye adapte bile olmamış büyük bir kitle olan 4 milyona yakın Suriyeliye vatandaşlık hakkı tanınması, bir sonraki yanlış devlet politikalarından bir tanesi daha olacaktır, yapılmaması gerekir. Ne amaca hizmet ettiği anlaşılır olmayan bu tip yanlış politikaların Türkiye’m için Hayır’lı olmayacağı açık ve nettir. Sözlerim, Türkiye sınırları dışında bulunan eski Osmanlı topraklarında var oluş mücadelesi veren, dili Türkçe, soyu sopu kültürü Türk olan, Türkmen kardeşlerimi kapsamamaktadır, onlar bizizdir, onlar bizimdir. Ama Türkiye’yi Avrupa köprüsü olarak gören Suriyeliler ve gündeme yeni düşen İran sınırındaki Afganlar bizim için başımıza hiç bela etmememiz gereken sorunlardan öte olamazlar. Doğruya Doğru’da görüşmek üzere, sağlıcakla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir