TOPLUMSAL ÇÜRÜME

Osmanlı Devletinin en güçlü olduğu tarih ile kırılarak çöküşe başladığı tarih aynı zaman dilimine rastlar, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın komutasında Sultan 4. Mehmet’in döneminde öyle bir hezimete uğradık ki; tarih baba, bunu viyana bozgunu olarak anlatır. Bu büyük yenilgiden sonra yapmış olduğumuz Karlofça antlaşmasıyla büyük topraklar kaybettik. Artık yeryüzünde süper bir güç değildik. (1699)
Bu yenilginin üzerinden yüz yıl bile geçmemişti ki; 1763 yılında James Watt, İskoçya’da buharla çalışan makineyi buldu. Bu anı zamanda sanayi devriminin miladıdır. Orta düzeyde bir komutan, anılarında viyana bozgunundan dönerken avrupada gördüğü gelişmeleri anlatır. Atlarla çekilen bir biçerbağlar görmüştür ve hayran kalmıştır. Makine buğdayı biçmekte ve demet yapıp kenara atmaktadır.
Ancak kaderin cilvesine bakın ki; viyana bozgununda ele geçirilen bir iki araba kahveyi nemçe kafiri başlangıçta barut zannetmiş. Ancak Osmanlı diyarında bulunmuş bir kafir bunun kahve olduğunu ve nasıl pişirildiğini Viyanalılara öğretince türk kahvesi tüm batıya yayılmış ve kahve sohpetlerinde Fransız devriminin kıvılcımı olmuştur. 1789
Çürümenin tarihi insanla birlikte başlasa da; üretim araçlarının, kişilerin eline geçmesinden yani sanayi devriminden sonra geri ve cahil bırakılmış ülkelerde veba gibi yayılan ve çoğalan toplumsal çürüme asrımızın yeni tarikatı olmuş ve ülkemiz de bundan en yüksek payını almıştır.
Bizim kahvemiz Fransa’da devrim yaratırken, aynı tesiri maalesef bizde gösterememiş, keyif maddesi olduğu için 4. Muradın yasak listesine girmiştir. Bir İstanbul Müftüsü, “ne olacak bu memleketin hali” dedi diye İstanbulda 55 kıraathane kapatılmıştır. (Müftünün hazin sonunu sizler hayal edin)
Lee Phillip Bell ve William J. Bell’in yarattığı “Yalan Rüzgarı” adlı dizi ülkemizde de 90’lı yıllardan itibaren gösterime girdi. Nasıl ki; çöküşümüzün miladı 2. Viyana bozgunu, Fransız devriminin mimarı Türk Kahvesi ve sanayi devriminin miladı buharlı makina ise ülkemizdeki çürümenin miladı da yalan rüzgarıdır.
Yanılmıyorsam bir de Şahin tepesi diye bir dizi vardı. Taşra gezilerinde levhasında şahin tepesi yazılı birçok kıraathane gördüğüm gibi neredeyse her köyde Ceyar lakaplı birisine rastlamışımdır.
– Sen kimin oğlusun
– Mehmedin
– Hangi mehmet’in
– Ceyar Mehmet’in
Oylesine çürüdük ki bugünlere geldik. Siyasal çürüme. Toplumsal çürümenin bir sonucudur. Bugün nerede ise hiçbir partide ideolojik esintiler kalmamıştır. Menfeat ön plandadır. Güç ve kariyer ön plandadır. Herkes gücünü korumak için güçlü bir parti arıyor. Partilerin adı her ne olursa olsun gönlümüzde iki parti vardır.
1- Çürük parti
2- Dürüst parti
Ve ülkemizde etnik kökeni dini mezhebi ne olursa olsun, iki tür adem yaşamaktadır.
1- Çürük adamlar
2- Dürüst adamlar

Hangi partiden olursa olsun Ekrem İmamoğlu, dürüstlüğü, nezaketi, efendiliği ve devlet adamlığı ile ülkemizin en büyük kentinde çok büyük bir sevgi toplamıştır. Geçtiğimiz seçimler güneşin doğuşuydu. Eğer bir seçim daha olursa öğle vakti olacak. O sevgi yumağına o sıcaklığa kimse dayanamaz.
Demedi demeyin.

Tekirdağ’a sevgilerimle,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir