TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ SAFSATASININ EMPERYALİST TEMELLERİ (DEVAM)

Hamdullah Suphi Tanrıöver: “Müslümanlık, Türk toplumlarının ruhunda yaşadığı için, milliyetçiliğin tarih ve dine dayandırılması gereklidir”
Recep Peker: “Komünizmden ve ırkçılıktan korunmanın en tesirli vasıtası asil, temiz ve billurlaşmış bir milliyetçilik duygusudur”
Hayrani Ilgar: “Türk’ün can düşmanı Moskof’tur. Moskof’un bugünkü adı ise: Komünist Rusya’dır. Rusya adı bir vasıtadır; Türk’ün can düşmanı: Komünizmdir”
Cemal Kutay: “Anneler ve babalar!.. Vicdan hesaplaşması döneminiz gelmiştir. Yavrularınıza ebedi ve tek Allah fikrini telkin ediniz… Allahsız bir nesil yetiştirmeyiniz! Gençliği Allahsız ve dinsiz yetişmekten kurtarmalıyız. Din, İslam eleminde her şeye hâkim ve her şeyin üstünde bir varlıktır. İslam hayatını Türk davasına ne kadar bağlı olduğunu görmemek kabil değildir.”
Necip Fazıl Kısakürek: “Moskof, sade Moskof değil, Moskof Gâvurudur. Türk, ciğerinin ta içinden gelen bir havayla ve dişlerini gıcırdatarak “Moskof Gâvuru” derken, olanca dayanağını Müslümanlıkta bulur”
Yukarıdaki adlar tanıdık geldi mi?
1980’lerde sözü edilen Yeşil kuşak işte boğaza şal niyetine giyilmeye başlandı.
Takip eden süreçte Amerikancı milliyetçi-ülkücü ve mukaddesatçı anlayışın kurumsal altyapıları kurulur. MHP’nin öncülü Cumhuriyetçi Köylü Millet partisi kurulur. İbrahim Kafesoğlu’nun öncülük ettiği Aydınlar Ocağı ve İlim Yayma Cemiyeti takip eder.
Toplum mühendisliği çalışmaları Osman Yüksel Serdengeçti ile devam eder: ““CKMP, Allah‟tan başka kimseden korkmayanların partisidir. Korkusuzlar bize geliniz. İman ordusuna katılınız. Kardeşlerim, bizler iman edenler, yeni bir Malazgirt savaşına hazırlanıyoruz. Bu savaş ruhların bir savaşı olacaktır; bu savaş, imanlılarla, imansızların savaşıdır. İnanmayanlar, münafıklar, riyakârlar, kar peşinde koşanlar, Moskova kıbleli, cepleri rubleli komünistler, Siyonistler, ne kadar „ist ve pist‟ varsa, hepsi bu savaşla helak olacaktır.”
1969 Adana Kongresi ise Ülkücü hareketin dinsel bir niteliğe bürünmesi açısından milat olmuştur.
“Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” sloganıyla giren Türkeş ve etrafındakiler partinin armasını cihat yapan Osmanlı‟nın sancağına atıfla “üç hilal” yapacaklardır. 1970’lerin sonuna gelindiğinde tüm bu fikirsel ve kurumsal altyapı, Amerikan emperyalizminin din ekseni üzerinde sözde milliyetçilik kırıntılarıyla vücut bulmuş biçimi olarak Ahmet Arvasi ve onun Türk-İslam ülküsü üçlemesinin ortaya çıkarak ideolojik olarak boşluğu doldurur.
Yani futbol deyimiyle ifade edecek olursak, altıpasta bekleyen Arvasi, kendisine yapılan muz ortayı önce göğsünde yumuşatır sonra tam doksan diye belirtilen çatala çakar.
Üçlemeye biraz yakından bakalım; Şeytan ayrıntıda gizlidir… Ahmet Arvasi’nin Türk-İslam ülküsü kitap üçlemesindeki gözden kaçırılan büyük ayrıntı
1. kitap Türk sözcüğü 775 adet, İslam sözcüğü 960 adet
2. kitap Türk sözcüğü 560 adet, İslam sözcüğü 1228 adet
3. kitap Türk sözcüğü 260 adet, İslam sözcüğü 1419 adet
Bunu açıklamaya gerek var mı? Neyin öğretilmeye, nelerin insanların bilinçaltına yerleştirilmek istendiği, neyin unutturulmak istendiği çok açık değil mi?
Türkiye’nin dibini oymak isteyen iç isyancılar, Kürtçüler, Pontusçular, Ermeniciler, hem kimliklerini korumak hem de art niyetli amaçlarını gerçekleştirmek için dillerine sıkı sıkı sarılırken, dillerine sahip çıkmayı varlık sorunu olarak görürken, Türk’e yapılan gerek açık gerek örtük baskı “din elden gidiyor” teraneleriyle ulusal kimliğinden uzaklaştırmak olmuştur.
Ayrıca bu üçlemede Atatürk adı yoktur. Yalnızca Atatürk adı değil, Mustafa Kemal olarak geçen bir tümce de yoktur.
Hem Türk milliyetçiliğinden söz edeceksiniz hem de T.C. Kurucu Önderi Gazi Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ü anmayacaksınız!!!
Bu konu ile ilgili Türk milletine mesaj yazısının altında çok ilginç bir paragraf var; “«Allah’tan başka ilâh yoktur» diyen aziz Türk Milleti! Bütün sahte tanrı ve putların baskısını, yeryüzünden kaldır. Hiçbir fert ve zümre, hiçbir ferde ve millete «minnet faturası» kesemez. Minnet ve şükran Allah’adır. Bunları, bize öğreten yüce ve şanlı kurtarıcımız Hz. Muhammed’e selâm olsun”
Bu bölüm Atatürk’e aklı sıra bir üstü örtülü gönderme değil midir?
Türk-İslam ülküsü üçlemesinin adı, Türk soslu ümmetçilik yemeği olsa daha anlamlı olurdu herhalde…
Ama o zaman yurtsever, Türk milliyetçisi gençleri nasıl etkileyebilirdi ki?
Kitap içindeki başka çelişkileri saymıyorum bile…
Öyle ki; Türk-İslam ülküsü olarak Türk milletine yutturulan yeşil kuşak projesi, 2000’li yıllarda sınıf atlayarak, ABD’nin savunma, daha doğrusu saldırı stratejilerine göre evrimleşip, önce “Medeniyetler Çatışması” kuramına sonra da ise Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) dönüşecektir. BOP da GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) olarak uygulamaya sokulacaktır.
Milyonlarca yıllık tarihe ve uygarlığa sahip Yüce Türk Milleti!!!
MHP’nin elinde akılları, beyinleri gasp edilen ülkücü gençlik!!!
Aklına, beynine konan prangalarından kurtul artık!!!
Yıllarca gözünün içine baka baka yalan söyleyenlere tepkini göster!!!
Adında Türk ve İslam var diye yıllarca, sinsice hazırlanmış ve halen de günümüze değin uzanan bir AMERİKAN EMPERYALİST PROJESİNE nasıl sahip çıktığını anlayabiliyor musun? Yıllarca Türk-İslam ülküsü adı altında anlatılanın aslında din kazanı içerisinde Türklük bilincinin büyük bir kepçeyle karıştırılarak eritildiğini anla artık!!!
Kazandaki kurbağa olmaktan vazgeç artık!!! Senin ülkün, Arvasi’nin dış güdümlü ülküsü değil, Senin ülkün, Türk’e yol gösteren Bozkurt’u reddeden Arvasi’nin çakma ülküsü değil, (Bundan cesaret alan Türkeş de Erciyes kurultayında bozkurt heykeline, kaldırın o putu diyerek Türk’ün kutsalına saygısızlık etmiştir) Senin ülkün dünyaya düzen veren uygarlık getiren Yüksek-kadim Türk kültürü ve felsefesi olmalı, Senin ülkün, Oğuz Han’ın, Cengiz Han’ın, Alparslan’ın, Timur’un, Enver Paşa’nın, Atatürk’ün Turan Ülküsü olmalı…
Son bir not daha…
Komünizm ile bu kadar yoğun bir mücadele içerisinde olan hem MHP hem de ülkücü gençliğin sömürgeci Batı dünyasına karşı bir eylemleri olmuş mudur?
Hadi Amerika’yı geçtim… Moskof diye diye, Türk soydaşlarımızı Moskof’un elinden almak için herhangi bir çaba göstermiş midir? Yoksa Moskof’un Sovyet düzeninin devamı için Türki cumhuriyetlerine dinleri konusunda ilişmemeleri hatta desteklemeleri çerçevesinde soydaşlarımızın Moskof esaretinde kalmalarına göz mü yumulmuştur?
Yağmurdan kaçarken doluya mı tutulundu? Denize düşünce, düşürülünce yılana mı sarınıldı?
Atatürk’ün kasırga dediği, yıldırım dediği, dünyayı aydınlatan güneş dediği Türk ne hallere düşürüldü?

Karar sizin…

Murat Kalyoncu (Türkolog)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir