TÜRK ÖĞRENCİLERİ BİR RAHAT BIRAKIN!

Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından geçtiğimiz günlerde Ege Denizi’nde bulunan ve silahlanmaması gereken 16 Ada’nın da Yunanistan tarafından silahlarla donatıldığı açıklaması yapıldı.
Bize göre çok geç kalınmış bir açıklama. Biz son birkaç seneden beri ‘Bazı adaların silahlandırıldığı ve bazı Türkiye’ye ait olan adaların da Yunan işgali altında olduğu ile ilgili bas bas bağırıyoruz. İlk Dışişleri Bakanlığı tarafından işgal onaylandı şimdi de Savunma Bakanlığı tarafından silahlandırılma onaylandı. Geç kalınan bir durum.
Peki soru şu: Türk devleti, halkın bile bildiği bu konuyu, yeni mi öğrendi de konuyla ilgili yeni açıklama ve uyarı yapıyor? Hiç sanmıyorum. Bence TÜRK devleti ve TÜRK istihbaratı öyle güçlü ki; stratejik açıdan dünyanın kalbi konumunda olan bu değerli coğrafi bölge de her uçan sinekten, her kaçan böcekten mutlaka haberi vardır. Ama neden bu durumlarla ilgili yeni bir açıklama yapılıyor? Bu ne anlama geliyor olabilir? Cevaplanması gereken sorular kapsamında kalıyor.

***

Birde konuyu açmışken kısa bir hatırlatma;
Ege Denizi diye adlandırdığımız AKDENİZ’dir. Uluğ Başbuğ ATATÜRK’ÜN “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri ile aslında bugün bahsedilen Ege Denizi’ni kasetettiği bilinmektedir. Bunu aşağıda ki ‘alıntı’ ile kısaca açıklayabiliriz:
‘‘Cumhuriyet döneminde basılan harita ve atlaslarda yer alan Ege Denizi’nin XV. yüzyıl sonrası Osmanlı İmparatorluğu dönemi haritalarındaki adı Akdeniz ( Bahr-ı Sefid )’dir. Piri Reis’in 1520 yılında tamamladığı Kitab-ı Bahriye adlı eseri de dahil olmak üzere aynı bölgeye “Adalar Denizi” de denilmektedir. Ege (Aegean) deyimi, Yunan mitolojisinden kaynaklanmaktadır. Yunanlılarca önce Midilli civarına, daha sonra da tüm adaların yer aldığı bölgeye Ege Denizi adı verilmiş ve bu isim tüm kendi ürettikleri haritalarda bu şekilde yer almıştır.
Atatürk, verdiği “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri ile de, Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarına kadar ki evrede anılan yerin adının “Akdeniz” olduğunu doğrulamaktadır. ‘‘ (Alıntı)

***

Son günlerde insanlar gripten kırılıyorlar. Grip gibi kolay bulaşıcı hastalıklar hızlı bir şekilde toplum içinde yayılabiliyor. Fakat bu bulaşıcı hastalıklar nasıl hızlı bir şekilde yayılabiliyor diye çok fazla düşünmeye gerek bile yok aslında. Çünkü bizde bir mendil kullanma alışkanlığı yok. Kamuya açık alanlarda hapşuran hıksıran hep ortaya yapıyor yapacağını.Hiç bakmıyor yanından bir insan geçiyor mu, yanından küçük çocuklar geçiyor mu? Aslında yapacağı çok basit; hasta ise iyileşene kadar birkaç gün evinde istirahat etmesi gerekiyor. Çok mu meşgul? Halletmesi gereken işler mi var? Evde istirahate hiç uygun değil mi? O zaman alsın eline bir paket kağıt mendil ve hapşuracağı veya öksüreceği zaman ağzını kapatarak hastalığın başka insanlara nefes yoluyla bulaşmasının önüne geçsin. Aslında çok basit ama insanların kendilerinden başkasına hiç saygıları yok. Bencillik had safhada. Duyarlı bir TÜRK toplumunun geldiği, başka bir değişle dönüştüğü son nokta bu olsa gerek. Kimseyle muhattap olmamak ve hastalık kapmamak için sanırım en iyi çözüm maskelerle dolaşmak olacaktır. Herkese geçmiş olsun diyor nefes yoluyla kolayca bulaşabilen hastalıklara karşı tedbirleri kendilerinin almaları gerektiği tavsiyesinde bulunuyorum.

***

Bu yazıyı yazarken bir yandan da televizyonda bir haber kanalında İstanbul’da açılışı yapılan TÜRK-ALMAN Üniversitesinin açılış konuşmalarını dinliyorum. İlk Almanya Başbakanı sayın Merkel çıkıp günün anlam ve önemine istinaden yaptığı konuşmasında eğitim ve eğitimcilerle alakalı konulara değinerek tamamen iki ülke arasındaki eğitim işbirlikçiliğine yönelik söylemlerde bulundu. Sonra sayın Cumhurbaşkanımız çıktı ve birkaç eğitim hususuna değindikten sonra Libya meseleleri, etnik ırkçılığın geliştiği, yabancı ve islam düşmanlığı meselelerini ele aldı ve birde Putin ile görüşülen ateşkes antlaşmaları konularına değinmeyi de ihmal etmedi. Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’de bir Yükseköğretim Kurumunun kampüsünün açılışında eğitimin 2. planda tutulduğu bir konuşma sergiledi.

Sonra da ne oluyor biliyor musunuz? Almanya’da eğitim gören öğrenciler üretim konularında başarılı işlere imza atarak ülkelerini bilim ve teknoloji alanlarında yüksek hedeflere taşırken, Türkiye’de eğitim almaya çalışan öğrenciler okullarda ya siyasi propaganda malzemesi oluyorlar ya da kendi kendilerine veya bazı eğitimcilerin egolarına yenik düşüp eğitimden ve meslekten soğuyarak iş yapmaya isteksiz birer vasıflı eleman olarak ortada dolaşıyorlar.

Üretmek mi? O da ne? Zaten herşey hazır değil mi? Almanlar veya Japonlar üretir, biz satın alıp kullanırız. Hayat işte bu kadar basittir. Bu mu yani size göre doğru olan?
Bana göre; bilimsel eğitim de ne siyasetin, ne dinin ne de buna benzer belli bir fikre hizmet eden yönlendirici ve etkileyici hiçbir unsurun işi yoktur. Çalışkan ve zeki TÜRK öğrencilerini sadece bilim ve teknolojiye yöneltip, kafalarını fasa fiso ile doldurmadan, özgür eğitim almalarını sağladığımız an TÜRKİYE’mizi gerçek manada uçuşa geçirmeye başlattığımız an olacaktır.

TENGRİ BİZ MENEN! (TANRI BİZİMLE!)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir