Türkçülüğün İdeolojik Söylemleri ve Günümüz Şartlarında Türkçülük -2-

Ziya Gökalp ilk Türk Sosyologlarındandır. Bu önemli eserine mutlaka değinmek istedim. Bu sebeple makalemde yer vermeyi uygun buldum. Türkçülüğün İdeolojik Söylemleri konusuna girişimiz çok uzun sürdü bunun farkındayım. Ancak konuyu daha iyi anlamamız için altını doldurmamız ve eksik gedik bırakmamak gerektiğini düşündüm. Makalenin tamamını okuduğunuz takdirde ‘Kürtleşen Türkmenler’ konusuna neden değindiğimi daha iyi anlayacak ve Türkçülüğün İdeolojik Söylemleriyle alakasını ve bağını kavrayabileceksiniz. Atatürk ve Ziya Gökalp’tan sonra Türkçülük denince akla gelen en önemli fikir adamlarından ve kalemşorlardan olan Hüseyin Nihal Atsıza değinmeden olmazdı. Nihal Atsız usta bir kalem, Önemli bir fikir adamıdır. Birkaç nesil onun yazdığı ‘Bozkurtların Ölümü’ ve ‘Bozkurtlar Diriliyor’ Romanlarını okuyarak yetişti. Bunları okudukça Türklük şuuruna erdi. 1944 yılında başlayan Türkçülük-Turancılık Davasıyla birlikte Atsız ve arkadaşları toplumda daha geniş kitlelere ulaşabildiler. 1940’ların Avrupa’sıyla orantılı olarak Türkçülük de tıpkı Avrupa nasyonalizmi gibi sert söylemler geliştirmişti. Dönemin şartları elbette bunu gerektiriyordu. Ancak bugün görmekteyiz ki; şartlar değişti. Artık günümüz Türkiyesinde ayrıştırıcı söylem hem toplumumuza hem de Devletimize zarar vermektedir.
Mesela Türkçülük= Kürt Karşıtlığı mıdır? Elbette hayır. Kürtçülük gibi temelsiz ve emperyalist süslemelerle ve destekleriyle ayakta kalan, entelektüel bir birikimi olmayan, gerçek bulgulara dayanmayan, kendine has tarihi ve öz kültürü olmayan ve hatta gerçek bir dili olmayan bir topluluğu bağımsız bir millet gibi göstermeye çalışan bir ideoloji. Bağımsızlık mücadelesi havası verilerek ve Lenin’in ‘Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’ kitabından cesaretle ‘Kürt Halkının Özgürlük Mücadelesi’ olarak dünya’ya sunulmaya çalışılan yapay ve gerçeklikten uzak temelsiz bir ideolojiyi yani Kürtçülüğü Türkçülük ile aynı kefeye mi koyacağız? Türk Milliyetçiliği gibi geniş birikimli kendine has dili, tarihi, kültürüyle Türk Milleti gibi kendisi olmadan tarihin yazılamayacağı bir koca soyun savunuculuğunu yapanlarla Kürtçülük gibi emperyalist kuklası boş bir düşünce ile aynı seviyeye mi indirgeyeceğiz. Sizce bu Türk severlik yani Türkçülük müdür? Yoksa Türkçülüğe ihanet midir? Kendilerine Atsızcı diyenler acaba nasıl bu adı kendilerine yakıştırabiliyorlar? Yani Türkeşçi, Atsızcı, Gökalpçi diye Türk Milliyetçilerini şahısçı hale getirmek bizlerin şahsiyetçilik ilkesine uyar mı? İşte bizler hep birini bayrak edinip onun adının altında Türkçülük yaptığımız için kaybedenlerden olduk. Eğer bir kişiyi bayrak edineceksek Mustafa Kemalci olalım öyle değil mi? Atatürk’ün ‘NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’ Veciz sözüne itiraz edip utanmadan hayır öyle demeyin ‘Ne Mutlu Türk Doğana’ şeklinde çokbilmişlikte çığır açmak, hala 1940’lı yılların Türkçü söylemlerinde ısrar edip 80 senedir kendi söylemlerini güncelleyememiş durumuna düşmek. İşte bu arkadaşlar yüzünden İnsanlar Türk Milliyetçilerini vahşi birer canavar gibi görüyorlar. Milletimizin %83’ü ‘Ben Türk’üm’ diyor ve kendisini Türk olarak görüyorken Türkçülerin hala
Azınlık durumunda olması, içerisine İslami söylemler katarak bile Türk Siyasi tarihinde en fazla %14-15 civarlarında oy alması utanç vericidir. O halde ne yapmalıyız?
1. Yeni söylemler geliştirmeliyiz. Siyasetin işleyişine göre söylem geliştirmeli ve onlara göre eylem planları yapılmalı. Öyle ‘Irkçıyız ne olacak’ yâda ‘Türk’üz, Türkçüyüz, kafatasçıyız’ gibi toplumda hiçbir karşılık görmeyen tam tersi uzaklaştıran ötekileştiren, sevimsizlik yaratan söylemleri tamamen tedavülden kaldırmalı.
2. Unutulmamalıdır ki; Bizler Alman Irkçıları Naziler gibi gereksiz ve sebepsiz yere insanları katledemeyiz. Tarih boyunca Türkler Avrupa’daki gözü dönmüş vahşiler gibi milliyetperverlik yapmadılar ve bundan özellikle uzak durdular.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk bizler için öncüdür. Başbuğ Atatürk; ‘Vatan savunması dışında savaş cinayettir.’ Diyerek caniliğe geçit vermemiştir. Öte yandan ‘Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.’ veciz sözünü de kullanmıştır. Hele ki; Avustralyalı Anzak Annelerine yazdığı mektup ancak bir Hacı Bektaşi Veli gibi geniş gönüllü bir yürekten dökülebilirdi. Eğer Biz Türkçüler; Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Yesevi gibi Türk Milletine yaklaşırsak bu ülkede Türkçülük kıyamete kadar iktidarda kalır. Turan’ı kurarız! Kıyamet gününe kadar bir ve bütün olarak yaşarız. Ancak Türk Milletine; Hitler, Mussolini gibi yaklaşırsak kaybederiz, eridikçe eririz. Ziya Gökalp’tan bahsederken ‘Kürtleşen Türkmenler’ hususuna değinmemin sebeplerinden biri de Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaşayan milyonlarca Zazalaşmış ve Kürtleşmiş Türkmen evladının olmasıdır. Bu vatandaşlarımızın yaşattığı kültür hâlihazırda Türk kültürüdür. Milli bilinçleri geri kazandırılmalı ve Türk kimliklerinin farkına vardırılmalıdır. Bölge insanının tamamına Terörist muamelesi yapılması akılsızlıktır. Milyonlarca Türkmen kökenli ve zamanla asimile olmuş vatandaşlarımızın varlığı göz önünde bulundurularak dillendirilen söylemlere dikkat edilmelidir. Mesela Biz Türk Milliyetçileri Bingöl’e bir ziyaret düzenlesek ve oranın yöre halkı bizleri kendi yöresel lehçelerinde yani Zazaca ‘BOZKURTLAR GELİYOR’ diye bir pankartla karşılasalar nasıl olur? Onlara hakaret mi edersiniz yoksa memnun mu olursunuz? Milli bütünlüğümüz tesis edilmelidir. Aile içinde ve kendi aralarında Zazaca, Kurmançça konuşan vatandaşlarımıza resmi dilin ve ortak tek dilin Türkçe olduğunu, Türk üst kimliğini kabul ettiği sürece kardeş gözüyle bakılmalıdır. Türkçüler bu konuda bilinçli olmalı ve bu hassasiyetle hareket etmelidir. Bugün yüzlerce Kürtleşmiş ve Zazalaşmış Soydaşımız ve vatandaşlarımız Türklüklerine geri kazandırılmayı bekliyorlar.
Şimdi gelelim günümüz şartlarında Türkçülük yapılırken dile getirilen söylem ve Sloganlara.
‘Irkçıyız ne olacak’
‘Türk’üz, Türkçüyüz, Kafatasçıyız’
Daha çok var ancak iki örnekle yetineceğim. Bu sloganları gören kaç kişi Türkçülerin saflarına katılabilir? Horasan Erenlerinin terbiyesiyle yüzyıllardır inancını yaşamış olan Ulu Türk Milleti Avrupa’daki ırkçı sloganların benzerlerine asla şans vermeyecektir. Bu yüzden Türkçülüğün Avrupa’daki milliyetçi ve ırkçı yapılanmalar tarzı bir yapıya ve söyleme sahip olması çekici değil itici bir etki yaratacaktır. Böyle itici sloganlar yerine örnek verecek olursak;
‘Türkçüyüz! Çünkü öz kültürümüze düşkünüz!
‘Türkçüyüz! Önce Karındaşım sonra arkadaşım! / Önce Soydaşım, sonra arkadaşım
‘Türkçüyüm! Çünkü Türkler bir ailedir bende bu ailenin mensubuyum!
‘Kadın Erkek farkı yok hepimiz Türk Çocuklarıyız!
Bu söylemlerde hiç iticilik, ötekileştiricilik ve soğukluk oluşturacak herhangi bir şey var mı? Anahtar sözcüğü verecek olursak. ‘NEFRET DİLİ DEĞİL, SEVGİ DİLİ!’
Yunus Emre gibi, Hacı Bektaşi Veli gibi insanları bir ocakta bir kazanda kaynatacak yeni ve güzel şeyler söylemek lazım. Ötelemeyen, nefret ettirmeyen, birleştiren ve sevdiren bir yaklaşım içerisinde olmalıyız. Bilgelikten hareketle, yiğitçe ve doğruluktan ayrılmadan Türk İnsanına yaklaşılmalı. Her hakkı yenenin, düşkünün ve yoksulun sığınacağı ocak ve gideceği liman Türklük olmalıdır. Hakkını savunmak isteyen Türklüğü bayrak edinmelidir. Emperyalizme karşı mücadele denince akıllara Komünizm değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Milli Kurtuluş mücadelesi ve tabi ki de zaferi gelmelidir. Nihayetinde de Türklük gelmelidir akla. Hakları yenen Dünya halkları Türklüğü bir elbise gibi giyinmeli, ‘NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’ kurtuluş sloganı olmalı. Bayrağı Türklük, Sloganı NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’ ve Kılavuzu Mustafa Kemal olanlar emperyalizme karşı direnmede kendisinde yenilmez ve alt edilmez bir güç bulmalı.
Uluslararası Kadınlar Birliği’nin 1935’deki İstanbul Kongresi’ne katılan Mısır delegasyonunun başkanı Sitti Şaravi Atatürk için şu sözleri söylüyordu;
“Ankara’ya ilk defa gittim. Hükümet merkezinizin bu kadar mükemmel ve güzel bir şehir olduğunu pek zannetmiyordum. Türk ırkının pek kısa bir zaman içinde neler yapmaya muktedir olduğunu görerek hayran oldum.
Reisicumhur Atatürk bizi kabul etti. Çok sempatik, mütevazı tavırları ve fevkalade zekasıyla bütün kadın murahhasları teshir etti (etkiledi). Biz mısırlılar zaten Atatürk’ü çok sever ve onun açtığı yolda yürümeyi bir şeref biliriz. Hatta siz ona Atatürk dersiniz. Biz ise onu Ataşark diye anarız. Çünkü o yalnız Türk’ün değil, bütün Şark’ın ve bilhassa Kardeş Mısır’ın da atası ve önderidir.”…
Tüm Arap Dünyası bizlere hayranken ve Mustafa Kemal Atatürk’e hayranken bizlerin üzerine düşen görev sadece Atatürk’ün manevi mirasına sahip çıkmaktır. Hindistan’ın efsanevi lider Mahatma Gandhi Ulu Önder hakkında şöyle söylüyor ‘Mustafa Kemal İngilizleri yeninceye kadar Tanrıyı da İngiliz zannediyordum.’
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dünya üzerinde İngiliz emperyalizmini kendi yurdunun bağrında boğabilen ve o imkânsızlıklarla Gerek savaş meydanlarında gerekse masada Birleşik Batı emperyalizmini yenilgiye uğratan ilk Dünya lideri ve İlk Müslüman önderdir. Tüm Dünya’ya örnek teşkil edecek büyük bir Türk vardır ve o kişi Atatürk’tür. Bununla birlikte Atatürk kendi ifadesiyle her şeyden önce bir Türk Milliyetçisidir. İşte bizler Türkçülük yaparken tüm mazlum halklara umut olan ve örnek olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek almalıyız. Hiçbir milletin doğrudan doğruya düşmanı değiliz. Bizler bize düşman olanların, Türk Milletine, Devletine ve Vatanına düşman olanlara düşmanız. Nefret söyleminden değil, Sevgi söylemlerinden yanayız. İşte o zaman göreceğiz ki; Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türkçülerin sayısı on binleri değil yüz binleri değil milyonları bulacaktır. Milyonlarca bilinçli, okuyan Türk Milliyetçilerinin olduğu bir Türkiye’de hiç kimse Vatan düşmanlığı yapamaz. Bizler bunu başaracağız ve mutlaka Türk Devrimini yeniden büyük Türk Gençliğiyle birlikte organize ederek gerçekleştireceğiz.
Yüce Yaratıcıya and olsun ki; BAŞARACAĞIZ!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir