Türkiye Şehitlerini Anıyor – ER HALİL – P. ER ARİF KOÇ

Piyade Astsubay Doğukan Tazegül bu cennet vatanın bekası için şehitlik makamına ulaşan yiğitlerimizden sadece birtanesidir. Cebinde bir vasiyet buldular. Şöyle yazıyordu; ‘Şehitlik nasip olursa arkamdan kimse ağlamasın, dua edin bana yeter.’ Başka maddelerde vardı vasıyetinde. Onkardan biri de şöyleydi: ‘Bir miktar borcum var, küçük bir miktar, kime olduğunu da alt tarafta yazıyorum. Şehadete kavuşursam maaşımdan o borcu ödeyin. Beni ahirete borçlu göndermeyin.’ İşte en zorlu şartlarda bile manevi değerlerini terk etmeyen örf, adet, gelenek, görenek, töre ve ananesini unutmayan unutturmayan askerin adı TÜRK ASKERİ’dir. Bundan 100 yıl önce de Çanakkale’de Mehmetçikleirmiz aynı duygularla davranmışlardı. Zaman geldi geçti, herşey değişti, ama değişmeyen TÜRK askerinin, Mehmetçiğin yüreğinde ki o ulvi tarifsiz derinlik.

Er Halil
Çanakkale savaşlarının en kanlı günleri yaşanıyor. Kocadere Mevkii’nde bir sargı yeri vardı. Çok sayıda yaralı yiğit burada uzanmış bir bir yatıyor. Kiminin eli yok, kiminin kolu kopmuş, kiminin ayağı yok, kiminin bir gözü belki iki gözü bir daha hiçbir zaman görmeyecek.
Lapseki’nin Beybaş köyünden Halil’de orada yatıyordu. Yarası ağırmı ağırdı. Zar zor nefes alıyordu. ‘Bir pusulam var kumandanım’ dedi ‘Şehadet ihtimalim fazla, ulaştırın bu pusulamı arkadaşıma, köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşıdan bir mecidiye borç aldıydım, bir dahada görmek kısmet olmadı kendisini, borcumu ödeyemedim kumandanım, söyleyin helal etsin bana hakkını’ kumandan iç çeke çeke yutkundu ‘Sen onu merak etme evladım, biz o işi hallederiz’ dedi. Halil’de gözlerini mutlu yumdu. Daha çok geçmeden bir pusula daha getirdiler kumandana. Kumandan açtı pusulayı okudu ‘Ben Beybaş köyünden İbrahim, arkadaşım Halil’e bir mecidiye borç verdiydim. Sonra ne o beni görebildi ne ben onu, şimdi taaruza kalkıyoruz. Gidipte dönmemek var, dönmezsem eğer söyleyin arkadaşıma hakkımı helal ettim sildim onun borcunu.’
Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır. Türk’ün özü değişmez, geçen sadece zamandır.

P. Er Arif Koç Antalya, Kore Savaşı
Hasan bey ve Şerife hanımın evladı olarak dünyaya geldi. Çarçabuk büyüdü, harman yerlerinde geçti çocukluğu. Güçlü kuvvetli bir delikanlı oldu. Bir kız vardı gönlünde ama açılamıyordu. Askere bir gidip gelsin hele. Nice hevesle koştu vatan görevine, koştu ama o koşuşun dönüşü olmadı. Koreye gittiler. Mazlum insanların yardım çığlıklarına koştular. Türk’ün bilek gücünü yüreklerinin emsalsiz şevkatiyle birleştirerek dosta düşmana ezber ettiler. Büyük çoğunluğu 20-25 arası olan bu yiğitler dünya savaş sanatının TÜRK imzası olmadan eksik kalacağının ilanını yaptılar büyük bir gururla Kore’de. İkibinden fazla Mehmetçiğimiz yaralandı, elini kolunu orada bıraktı, bine yakın Mehmetçiğimiz de şehit oldu. Arif Koç’ta işte onlar arasında. Koç gibi adıyla müsemma. Bir Koreli kız çocuğu harabelerin arasında kalmıştı. Dayanamadı Arif’in yüreciği. Aklına memleketteki anası babası sevdiceği de gelmedi. Dur çıkma siperden dediler ‘bu kızı kim kurtarır’ dedi ‘bakın ağlıyor işte’ fırladı, çelik pençeli kartal gibi kaptı çocuğu, mermi değdi omuzuna düşmedi, şarapnel geldi böğrüne düşmedi, getirdi emanet yavruyu siperlerin arasına usulca bıraktı, nsılsın dediler cevap veremedi. Birkez daha sordular ‘Nasılsın?’ Yine cevap veremedi. Yüzü gülümsüyordu ama nefes almıyordu. Arif Koç Cennet Olsun Mekan.

ALBAY ERHAN ALTUNOK
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir