Türkiye Şehitlerini Anıyor

Piyade Er Ali OCAK ve Piyade Er Halil KALAFATOĞLU

Komando Yüzbaşı, çetin arazi koşullarında 4 gün kadar süren bir görevi tamamlamış ve kışlasına dönmüştü, yanında 120 yiğit vardı. Kışlaya vardılar, yüzbaşımızın ve belki de diğerlerinin artık adım atacak hali kalmamıştı, zar zor botunu çıkarttı. Çorabında birkaç damla kan gördü, aldırmadı. Elini yüzünü yıkadı ve uzandı aradan bir dakika bile geçmeden telefon çaldı. ‘10 km kadar uzakta kuzey tepedeki yamaçta düşman unsurları göründü, yanınıza gerektiği kadar asker alın ve gereken müdahaleyi yapın’ emrini aldı. Hiç tereddütsüz ‘Emredersiniz!’ cevabını verdi ve telefonu kapattı, askerine seslendi 10 gönüllü hazırlansın göreve çıkıyoruz. Birkaç dakika sonra giyinmiş, silahlarını kuşanmış olarak çıktı odasından, çıktı çıkmasına ama gördüğü manzara karşısında afalladı çünkü daha 10-15 dakika önce kendisi ile beraber güç bela 4 günlük yolculuktan gelen yiğitlerin tamamı 120’side oradaydı, ip gibi dizilmişlerdi, çakı gibiydiler. ‘Ben’ dedi ‘sadece 10 kişi istedim, diğerleri istinat etsin’ takım komutanı atıldı ‘Komutanım emrinizi ilettim ama askerler dediler ki anca beraber kanca beraber bırakmayız komutanımızı.’ Yüzbaşımızın gözlerinden bir iki damla yaş süzüldü, düştü ceketinin üzerine, bir iki dakika sonra en önde yüzbaşım arkasında 120 yiğit, sanki bir dağ kımıldamış gibi yerinden, dimdik gururla ve vakur adımlarla yeni görevlerine doğru yolculuk yapıyorlardı.
‘Değişir sanma fıtratı, değişmez, fıtrat ebedidir! Bırak avunmayı, boş teselliyi, bir daha ele geçmez, fırsat ebedidir. Kahrolur özünü öz bilmeyen, zaman avuçtaki kum değildir, tarih boyu tarihlere hükmeden, aslını bilmeyen bizden değildir! Sende geçebilirsin anadan, yardan, serden, senin de destanını okuyalım ezberden! Haberin yok gibidir taşıdığın değerden, elde sensin dil de sen, gönüldesin baştasın, Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın! Kalem, fırça, mermer nedir? Hepsi birer oyuncak, şaheserler süngülerle yazılır ancak.’
Ordu ili, Fatsa ilçesi, Bolaman Mahallesinde, Hatice Hanım ve Mustafa beyin evladı olarak dünyaya geldi, köy işleri ile meşgul ola ola büyüdü. Daha henüz 18 yaşına gelmişti ki evlendirdiler onu, Fatma hanımefendi ile. Askerlik için Konyaya gitti, dağıtımı Kırıkkaleye çıktı, sayılı gün çabuk geçer derken ve için içinde eşi Fatma hanımefendiyi özlerken Kıbrıs yolları göründü ona. Soydaşlarımıza yapılan zulüm dayanılmaz bir noktaya ulaştığında, Kıbrıs semaları paraşütçülerimizle dolmuştu. Ali’de o yiğitlerden biriydi işte! Kıbrıs’ta geçmişin yaralarına merhem olmaya çalışıyordu, arkadaşı seslendi ona ‘kan sızıyor göğsünden’ dedi ‘yaralandın mı yoksa?’ ‘yok’ dedi ‘iyiyim ben, 3 ay kaldı kızımın doğmasına, Fatma sağ salim dön kocacığım dedi, döneceğim inşallah.’ Ama sızısı devam ediyordu, hakikatten de yaralanmıştı, kendisi bile kabul etmiyordu gerçeği, ta ki dizlerinin bağı çözülene, kelime-i şehadet getirene, son nefesini verene kadar. Kızı oldu şehadetinden 3 ay sonra, adını Yadigâr koydular, Ali’den yadigar kalsın dediler ve Yadigar’da hiç göremedi babasını, ona hiç baba diyemedi, binlerce yadigar gibi…
Kastamonu ili İnebolu ilçesi Erkekarpa Köyü’nde, Hüseyin Bey ve Hanife Hanım’ın evladı olarak dünyaya geldi, çocukluk dönemi çiftçilik ve balıkçılık ile geçti, ailesinin bütçesine yaptığı her kuruş katkı onu çok mutlu ediyordu. Askerlik zamanı geldiğinde ‘gel bakalım’ dediler ‘sen’ dediler ‘denize alışkınsın gel bakalım bahriyeli ol ‘ ve onu bahriyeli yaptılar. Askere gitmeden 1 ay önce düğünü olmuştu, Nazife hanım ‘yolların açık olsun’ diye onu sevgiyle uğurlamıştı askere, kışlasına. Önce İskenderun ve sonra Kocatepe gemisi. Çalışkan dürüst yardımseverdi ve belki de en önemlisi her zorluk karşısında daima gülümseyen tebessüm eden bir yüzü vardı yiğidimizin. Arkadaşlarına da bahsettiği bir hayali vardı, kendi evini yapma hayali. O evde eşi Nazife hanım ve çocuklarınla mutlu mesut yaşamak hayali vardı. Kocatepe gemisinde kendisi ile birlikte birçok yiğit vardı, cenge koşan. Savaş bazen acımasızdır, hesap kitap tanımaz, ince ince planlarsınız da o gene bildiğini yapar, her ayrıntıyı ne kadar hesap ederseniz edin o hengamede evdeki hesap bazen çarşıya uymaz. Hayalleri yarım kaldı Halil’in o evi hiçbir zaman yapamadı ve sevdiklerine hiçbir zaman kavuşamadı…
ALBAY ERHAN ALTUNOK
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir