TÜRK’ÜN MANDACI FELSEFEYLE SAVAŞIMINDA İKİNCİ PERDE (1)

İttihat ve Terakki’nin 1914 yılında kaldırdığı kapitülasyonlar, ne yazık ki 1920 yılında Damat Ferit ve avanesinin, Türk milleti için intihar antlaşması olarak imzaladığı Sevr ile tekrar yürürlüğe girmiştir. Hem de daha ağır koşullarda…
Oysa ki; Sivas Kongresi’nde Osmanlı’nın son 300 yılına damga vuran mandacı anlayışa karşı kesin bir dille açıkça karşı konulma kararı alınmıştır. Türk Milleti kendi göbeğini kendi kesmeye karar vermiştir. Tıpkı Amasya genelgesinde olduğu gibi … Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır. Bu karar ne olursa olsun değişmeyecektir. Yüce Türk Milleti’ne birkaç kendini bilmezin birkaç hainin imzaladığı antlaşma mı yön verecekti? Çok değil antlaşmanın üzerinden yalnızca 8 gün sonra tokat gibi “Şûrayı Saltanat ve Sevr Antlaşması Hakkında; Saltanat Şurasında Sevr Muahedesi’nin imza edilmesine karar ve oy verenlerle antlaşmaya imza koyanların ihanet-i vataniye ile itham olunması ve haklarında gıyabî hüküm verilmesi ve isimlerinin her yerde lanetle anılması kararlaştırılmıştır.” yanıtı verilir. Bu yanıt lafta kalmaz ve Yüce Türk Milleti ulusal egemenliğini kanıyla canıyla bendini aşarak elde etmiş, Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’mızda olduğu gibi üzerine vurulmaya çalışılan tüm zincirleri kırmış, enginlere sığmamış ve İngiliz İşgal Kuvvet Komutanlığı’nın emrindeki İstanbul’daki Saray’ın imzaladığı Sevr’i yırtmıştır. Dolayısıyla, Türk Milleti’nin hiçbir biçimde yabancılarca yönetilmeye tahammülü olamaz ve olmayacaktır. Birinci İzmir İktisat Kongresi’nde de T.C. Kurucu Önderi Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu hususlar açıkça dünyaya duyurulmuştur.
Askeri utku elde edilmiş, artık bunun siyasi alanda tüm dünyaya ilan edilmesi gerekmektedir. Yalnızca siyasi olarak bağımsızlık değil TAM BAĞIMSIZLIK olmalıdır. Ekonomik olarak da bağımsızlık, hukuki olarak da… Osmanlı’nın son dönemlerini acı tecrübelerle yaşayarak gören Atatürk’ün bu çerçevede Lozan’a giden Türk delege heyetine verdiği talimatlar içinde 2 konu vardı ki; bunlardan biri adli ve mali kapitülasyonlardan oluşmaktaydı. Yani Batılı devletlere verilen ayrıcalıklar…
Lozan’a giden Türk delege heyeti de Batılı devletlerin vazgeçmek istemediği kapitülasyonların kaldırılması konusunda Atatürk’ün bu haykırışları sonucunda çok kararlı ve ısrarcı olmuştur.
Lozan’da tam bağımsızlığımızın olmazsa olmaz koşulu; yüzlerce yıldır Türk ekonomisini baltalayan, Türk yurdunu Batı’ya karşı açık bir pazar hale getiren ve gerek idari gerekse de adli olarak Batı’nın buyrukları dışında kedi karasularında kayık bile gezdiremeyecek kadar hareket alanı sağlamayan kapitülasyonların tamamen kaldırılması olacaktı. Başka bir yol, başka bir çözüm olamazdı. Eğer masada delege heyetinin önlerine gelmesi halinde, izlenilecek tutum, kayıtsız koşulsuz kaldırılması biçiminde olacaktı. Aksi halde, masadan kalkılıp yurda dönülecekti. Lozan’daki görüşmelerin kesilmesinin temel nedeni bu anlayışa dayanır. Lord Curzon’un “Kapitülasyon sözcüğü sizde tepki yaratıyorsa değiştirebiliriz” tarzı masa başı oyunlarına ve savaş tehdidine karşılık İsmet İnönü “Biz istiklalimizi, hürriyetimizi istiyoruz, hiçbir sınırlama, hiçbir şekil, hiçbir imtiyaz kabul edemeyiz” diyerek kararlı bir yanıt verir. Nitekim, ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen Batılı devletlerin bu konudaki isteksiz davranışı, Türk heyetini Lozan’da barış görüşmelerinde masadan kaldırmaya zorlar ve görüşmelere ara verilir. Her olasılığa karşı savaş hazırlıklarına da başlanır. İlerleyen süreçte Atatürk’ün kararlı politikası sonuç verir ve birkaç ay sonra Türkiye görüşmelere tekrar çağrılır. Görüşmelerde kapitülasyonlar tamamen kaldırılır. Türkiye prangalarından kurtulur, başını kaldırarak “İstikbaline Göklerde” ulaşmaya başlar. Eğitimden ekonomiye, bilimden teknolojiye kalkınma hamleleri birbiri ardına gelir. 15 yılda dünyada uçak ihraç edebilecek sadece 3 ülkeden biri olan Türkiye’nin ekonomik ve teknolojik düzeyinin ne düzeyde olduğunu bir düşünün…
Bununla birlikte, bağımsızlığımızın güvencesi Lozan Barış Antlaşması imzalandıktan sonra yine Lord Curzon ile İsmet İnönü arasındaki şu konuşma çok dikkat çeker.
Lord Curzon sakin ama sinirli bir biçimde “İstediğinizi aldınız, ama para bizde; nasıl olsa geleceksiniz, yardım isteyeceksiniz. O zaman kabul etmediklerinizi bir bir önünüze koyacağız!” biçiminde kızgınlığını ortaya koyarken, İnönü buna karşılık savaşta zafer kazanmış komutan gibi tebessümle “Gelirsek yaparsınız!” der.
Ne yazık ki Atatürk’ün öldürülüşünden sonra gelişen süreçte Lord Curzon’un dedikleri bir bir gerçekleşir. Yalnızca egemen ülke İngiltere yerine ABD olmuştur. Mandacılık fikrini dünyaya altın tepside sunan ülke…
Lozan’da kapitülasyonları kaldırmada gösterdiği kararlılıkla ün yapan İnönü, yelkenleri suya indirerek teslim bayrağını açar. Lord Curzon’un dediği gibi, kapitülasyon adı da değiştirilir. Peki ne olur? Karşılıklı yardım antlaşması!!! İnönü, Lozan’da imza atarak kaldırdığı kapitülasyonları bu sefer elleriyle içeri sokar… Ne uğruna???
Öncelikle ortam oluşturulmaya çalışılır. Zihinlere içten içe “Batı bizden üstündür” anlayışı yeniden verilmeye başlanır. Atatürk’ün uyandırdığı devi yeniden uyutmaya çalışılır. Bu doğrultuda Atatürk’ün, Türk balalarının Türk tarihini tam ve eksiksiz öğretmesi için bilimsel olarak oluşturulan ve liselerde okutulan Türk tarih savı ile dünyanın en eski dili olduğunu Türkçe olduğunu anlatan Güneş dil kuramı kaldırılır. Yalnızca kaldırılmakla kalmaz, bir de alay konusu yapılır. Eğitim müfredatı Türkçülük ekseninden Hümanist yani Yunancı bir eksene doğru değiştirilir. Kalkınmanın ve bilinçlenmenin köylerden başlaması için temelini Atatürk’ün attığı Köy Enstitüleri kapatılır.
Artık anlaşma aşamasına geçilebilecekti. Yapılan onlarca ikili anlaşmalar… Hatta bu anlaşmalar zamanla o kadar çoğaldı ki; kaç tane olduğuna ilişkin ABD’den bilgi bile istendi. Ne kadar utanç verici bir durum… Bazılarında anlaşmanın bitim tarihi bile yok. Osmanlı’daki süresiz hale getirilen kapitülasyonlar gibi…

devam edecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir