24 Aralık 1995 tarihinde yapılacak olan seçimin arefesinde, TRT 1 Devlet Televizyonunda tüm liderlerin konuşmasını zevkle izlerdim. Olmazsa olmazlarımdan biriydi. En çok Refah Partisi lideri Erbakan’ı merak ediyordum. Son sıralarda kısa bir zaman diliminde konuşma sırası ona gelmişti. Söylediklerini hayal meyal hatırlıyorum. Eksiklerim vardır elbet bunun için özür dilerim. Aklımda kaldığı kadar şöyle demişti. “Benim işçim, benim köylüm, benim memurum kıpkızıl aç yahu…..” daha birçok şeyler sıralamıştı ama benim aklımda sadece bu kalmış. Kalmış değil adeta beynime kazınmış. Ben donakalmıştım. Sanki din faktörü ile ortaya çıkan bir partinin değil de Rusya’nın bağrından kopup gelmiş bir siyasi konuşuyordu. Ve yahut Vladimir Lenin”in ruhu, merhum Erbakan hocanın içine girmişti. Yanımdakilere şöyle dedim. Bu parti birinci olacak. Ve nitekim Erbakan Hocanın partisi ilk sıraya yerleşmişti.

Tekirdağ seçim çalışmalarında ismi bende kalsın bir Belediye Başkan adayı bir broşür bastırmış. İçinde projeler yer alıyor. Arıtma porejesi falan filan. Sosyal demokrat bir ağabeydi. Yanıma geldi broşür tutuşturdu elime ve sordu:

Celal kardeşim bu broşür iş yapar mı?
– Hiç umudum yok ağabey demiştim acımtırak bir bakışla.

Aynen öyle oldu. Acınası bir denemeydi. Projeli broşür.

Şimdi iktidar partisinin konuşmalarını dinliyorum. Türk ekonomisi uçuşa kalktı bu uçuşumuzu kıskananlar var diyorlar hepsi birden koro halinde. Gerçekten uçuyoruz.. Tamamen katılıyorum. Katılmamak mümkün değil. En uçtuğumu biliyorum şahsen. Uçmasını da çok severim. Ancak düşmekten korkuyorum arkadaş. Öyle bir düşeceğiz ki canlar acısı. Kaldı ki dolar karşısında yükselen Yeni Gine bile bizi kıskanıyordur. Biz de Yeni Gine kınası kullanmayız olur biter.

Merhum Ecevit”in iki milletvekilinden birisi mahkemede aklanmış diğeri ise mahkemeye çağrılmıştı. Milletvekillerinin Karadenizli olduğu için ertesi günü Hasan Pulur, bir temel fıkrası yaratmıştı hemen. En sevdiğim köşe yazarlarından biriydi. Kendime hep örnek almışımdır.

Temel ile Tursun hipodromda yarış atlarına binmeye karar verirler. İkisi birden arap atlarına bindirilir. Daha on metre gitmeden Tursun, attan düşer. Daha düşmemiş olan Temel şöyle seslenir Tursuna:

-Sen tuştün kurtuldun ben ne poh yiyeceğum?”

Oldu olacak konuyla ilgisi yok ama bir de Rumeli tarzı fıkra yazalım okuyucularımıza:

Trakyalı Üsmen Aga hipodroma gelir.

-Bre kızanlar bana bir at verin pinip koşturayım der. Üsmeni bir yarış atına bindirirler. Daha on metre koşmadan Üsmen atın kuyruğuna gelir ve şöyle seslenir.

-Bre kızanlar bu at bitiyeri ba! Bana yeni bir tay getirin.

Bu Trakya fıkrası Mustafa Ozan kardeşimden alıntıdır. Patentin hakkını yemeyelim.

Sevgiler saygılar

Celal ÇALIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir