Ya bundan sonrası?

Değerli okurlar, referandum sürecini iyi veya kötü atlattık, halk kararını verdi ve ardından yapılan açıklamalarda Sayın bugünün Cumhurbaşkanı, yarının Başkanı kameralar karşısına geçti ve referandumun 25 milyon seçmenin verdiği EVET oyuyla kazanıldığını, Türkiye’nin kazandığını, büyük ve güçlü Türkiye’nin kazandığını açıkladı ve yapacak çok iş var dedi, şimdi başlıyoruz dedi ve dedi de dedi… Güzel şeyler söyledi, demokrasinin önemini bir kez daha kavradık. Ayrıca olaysız geçmesinden dolayı kardeşliğimiz kazandı diyebiliriz. Cumhurbaşkanı güzel şeyler söyledi, lakin tüm güzelliklerden bahsetmedi. Örneğin toplam 55 milyon seçmenden 6 milyonunun sandığa gitmediğini, sandığa giden 49 milyon seçmenden 25 milyonunun evet diyerek sistemin değişmesi yönünde olumlu oy kullanırken geri kalan 24 milyona yakın seçmenin sistem ve anayasa değişikliği için olumsuz yönde oy kullanıp bu değişikliği istememesinden bahsetmedi. İşte esas bunlar demokrasi şölenimizin renkleriydi bana göre… Kazanılan bir zafer yoktu aslında, toplumun %49’u HAYIR derken geriye kalan %51’i %2 farkla EVET diyerek toplumun %100’ünü etkileyecek bir sistem değişikliğini bu ülkede kabullenmiş oldu. Ama dedim ya demokratik kanunlara göre %50’yi 1 kişi bile geçse kazanılmış oluyor, yani yapacak pek bir şey yok… Bu durumda sonuca karar veren aslında sandığa gitmeyen 6 milyon seçmen olmuş oluyor. Esasen kafaları kurcalayan çıkan sonuç değil, yaşanıp yaşanmadığı kesin olmayan şaibe iddiaları, YSK’nın yazılı karşı kanunlarına rağmen, oylama bitip sandıklar açıldıktan sonra alelacele aldığı ‘mühürsüz oy ve zarfların da geçerli olacağı’ kararı oldu. Bu karar HAYIR yönünde oy kullanan vatandaşlarda büyük soru işaretleri oluştururken ve bu insanlar YSK’nın tarafsızlığından ve oylamanın adil olmamasında şüphe duyarken, EVET oyu verenlerden, YSK’nın aldığı kendi kanununla çelişen kararına bir tepki gelmemesin le birlikte bu tutum 2010 yılından önce verilen örneklerle desteklendi. Hal böyle iken başka bir örnekte ise aynı başkan yönetimindeki YSK kurulu, 2014 yılındaki seçimlerde tek 1 mühürsüz oy yüzünden AKP’nin yaptığı itirazı kabul ederek seçimi tekrarlatmıştır. Bu sebeptendir ki; mühürsüz geçerli sayılan oyların Türkiye genelindeki toplam EVET/HAYIR oranı nedir? Açıklanmalı! HAYIR diyenlerin itiraz edip EVET diyenlerin bu haksız durumu desteklemeleri, bu mühürsüz aslında geçersiz ama ani bir kararla geçerli sayılan oyların EVET oyu olduğunun ispatımı oluyor acaba? Bu mühürsüz oyların, gerçekten vatandaşın sandık başında kullandığı oylar olup olmadığı konusu aydınlatılmalıdır. Eğer ki bu konu YSK tarafından resmî belgelerle aydınlatılamıyorsa, oyların geçerli sayılmaması kanaatindeyim. Ayrıca, bizim sistem değişikliği için referandum kanununda geçen %50’i 1 kişi geçmesi halinde kabul edilen sonuçlar, esas tartışılması gereken baş konudur. Bana göre bu önümüze çıkan sonuç; toplumun yarısının değişikliği istemesi, diğer yarısının istememesi ve istemediği bir yönetim sisteminde yaşamak zorunda bırakılmasıdır. Gelecek için önemli kaygılar duymaya yetecek nitelikte, ele alınması gereken en önemli olgudur. Fikrime göre arzu edilen yönetim sistemi değişikliğinin toplumun büyük bir kesiminde, örneğin en az 2/3’ünde kabul görmesi, ülke ekonomisi ve huzuru için önemlidir. Fakat yüzde 2 oy farkla kabul edilip yarıdan ikiye bölünmüş bir toplum yaratmak birleştirici ve bütünleştirici olmaktan daha çok ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olur. Yanlış, en başta, referandum açıklamasında başlamış ve devam ettirilmiştir. Önümüzdeki sonuç en az %65 oranında EVET olmuş olsaydı, bu ülkede herkes bu değişikliği kabullenmiş olurdu. Lakin %51 EVET ’e karşı %49 HAYIR, geride ancak ikiye bölünmüş bir Türkiye bırakmıştır. Ve bu sonucun, ülkemizde yükseliş değil de çöküşün işareti olmaması için herkesin elinden geleni yapması esastır. Benim en çarpıcı değerlendirmem, oylamaya katılan seçmenler arasında bulunan Türk Milliyetçilerinin oyları ile ilgili oldu. Türk Milliyetçilerinin her ne kadar Sayın Bahçeli’nin dediği gibi Türklüğün bekası için EVET yönünde oy kullanmaları beklense de, bu kesimden EVET yönünde yansıyan oy oranının %3 civarında olduğu, lakin bu durum EVET oyunun toplamda %51’e ulaşmasına yettiği görülmüştür. İl il verileri değerlendirdiğimizde Türk milliyetçilerinin esasında büyük çoğunluğunun sağduyusunu kullanarak HAYIR yönünde oy kullandıklarını söyleyebiliriz. Asıl soru, ‘ülke için şimdiden sonrasının nasıl olacağı’ konusudur! Sayın partili Cumhurbaşkanı, konuşmasında teşekkür ettiği halkın yarısını mı sadece kucaklayıp yoluna devam edecektir, yoksa ona oy versin vermesin toplumda yaşayan ve diğer yarısını oluşturanlarla birlikte her kesimden insanları eşit derecede kucaklayıp, Türkiye’nin daha da güçlenmesi için hizmet edecektir? Sayın partili Cumhurbaşkanı, referandum süresince ve daha öncelerinde Türklüğün ve Türk milletinin bekası için talihsiz açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Baş Danışmanlarının görevlerine bir son verecek midir? Yoksa onları durdurmadan, yollarına devam etmeleri için önlerini mi açacaktır? ‘Yeni Türkiye’ diye adlandırdıkları ülkemde ne gibi yenilikler yapılacaktır? Var olan hangi (onlara göre) eskimişleri yenileyeceklerdir? Toplum, sert demeçler ve radikal kararlarla daha da kutuplaştırılacak mıdır? Yoksa her konuda bir orta yol bulunacak mıdır? Kendini Türklüğün, Türk milliyetçiliğinin ve Atatürk’ün ilke ve inkılaplarının garantisi sayan Sayın Devlet Bahçeli ve Hareketi bu sözünün arkasında ne kadar ve hangi zamana kadar duracaktır? Bunların hepsini bize zaman gösterecektir. Zaman oturma ve kederlenme zamanı değil, zaman çok çalışma zamanıdır… Zaman, Vatan zamanıdır. Zaman, Türk Milliyetçiliğine sahip çıkma zamanıdır. Zaman, Cumhuriyete ve değerlerine sahip çıkma zamanıdır… ve aslında zaman tamda, Türk Milletinin geleceğine sahip çıkma zamanıdır! Doğruya Doğru’da görüşmek üzere, sağlıcakla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir