YAŞASIN IRKIMIN TURAN ÜLKÜSÜ!

24 Haziran’da yapılması planlanan erken seçimlere 6 hafta gibi kısa bir süre kalmışken bugünlerde sosyal medyada özellikle moda olan bir polemik üzerinden fikrinizi sormak gerekirse, ne diyeceksiniz sevgili okurlar? TAMAM mı? Yoksa DEVAM mı?

Fikrim her zaman yenilikten yanadır ve devlet kadrolarının, çalışıyor olsa bile sürekli olarak aynı ellerde kalması yıllar içinde sayın Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi çalışanlarda bir metal yorgunluğu semptomunun rastlanmasına sebep olur ve buda vatandaşa hizmeti sekmeye uğratır görüşündeyim. Değişim iyi gelir, gelenin kıymet bilerek özveri ile kendini kabul ettirmek için çok çalışmasına sebebiyet verirken gideni de, nerde hata yaptığı nerde eksik kaldığı yönünde düşünmesini sağlayarak, daha da hırslandırır ve sonraki dönemlerde tekrar seçilmesi halinde aynı hataları yapmaktan çekinir hale getirir, üstelik hiç yapmamasını sağlar. ‘Hata’ dedim de bu kavram son 16 yıllık dönem içinde ‘kandırıldık’ olarak Türk siyasetinde dile getirilmiştir. Şahsi görüşüm; kandırılan kimse yoktur aslında, amaçlarına ulaşabilmek uğruna vatan için oluşabilecek potansiyel tehlikeleri göz ardı ederek hata yapan siyasetçiler olduğu kanaatindeyim. Yoksa siyasetin başına geçip ülke yönetir konuma kadar yükselebilecek akla sahip olan hiçbir insan kandırılacak kadar saf olamaz. Herkes her şeyin farkında fakat güttükleri davada ‘başarıya giden her yol mübah’ diyerek ilerlediklerini düşünüyorum.

TÜRKİYE yönetimi dediğimde aklıma ilk gelen sözlerden biri Başbuğ ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra Türk Milletine söylemiş olduğu,

‘Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.’

sözüdür. Evet bu ülke ve bu devlet biz Türklerindir. Türklerin derken faşist bir yaklaşım değildir bu, yanlış anlaşılmasın. Türk olmak tanımı, Türkiye Cumhuriyeti devleti coğrafyasında yaşayan tüm insanları kapsamaktadır. TÜRK olmakla gurur duymayı faşizanlık olarak değerlendirenlere asla katılmıyorum. TÜRK olmak şereftir, onurdur, gururdur, dünya tarihidir. Tarih TÜRKLER’le ve bana göre TÜRKLER tarafından yazılmıştır. Ayrıca ülkemiz uygarlıklar beşiği Anadolu topraklarındadır ve kültürel zenginlikleri (etnik veya dinsel inanç kümeleri….) aslında insanlık mirasıdır. Ulu Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK bu insanları bir potada birleştirerek devletleşmelerini ULUS DEVLET ekseninde sağlamıştır.

‘Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’

tanımı ve kabulü ile Ulus Devlet modelini inşa etmiş ve bu model tutmuştur. Ancak Batı emperyalizminin bitmeyen ve bitmeyecek olan iştahı Ortadoğu’da BOP = 2. İsrail = Büyük İsrail biçiminde formüle edilmiş ve 2004’te sayın Erdoğan Başbakan iken Beyaz Saray’da kendisine empoze edilmiştir. Dönemin Başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan o dönemde birçok kez TV’lerde ‘BOP Eşbaşkanı’ olduğunu ilan ve itiraf etmiştir. Unuttuldu değil mi? Ama ben hiçbir zaman unutmadım. BOP eşbaşkanlığı ilanından sonra zamanla ortaya çıkan ‘çözüm süreci’ diye adlandırılan çözülme politikalarının sonucunda ülkemizin neredeyse bölünmenin eşiğine geldiğini hatırlıyorsunuz değil mi sevgili okurlar? Ben hiç unutamıyorum. Bu süreçte krt veya bazı kesimlerce ermeni oldukları iddia edilen teröristlere verilen imtiyazları, sınır kapılarında krallar gibi karşılanmalarını, vatan evlatlarımız Şehit olurken valilere giden emirle bu terör gruplarına karşı bilinse dahi güvenlik güçlerimize hiçbir operasyon yaptırılmamasını, teröristlerin şehir eşkıyalığına başladıklarında göz yumulmasını, hendekler kazılırken saraylarda terörist destekleyicisi parti yetkilileri ile pazarlıklar neticesinde varılan mutabakatları, meydanlarda yapılan nevruz kutlamalarında bebek katili terörist elebaşısı öcalanın mektuplarının krtçe ve Türkçe okutulmasını, neler neler… Hatırlıyor musunuz sevgili okurlar? Ben hiç unutamıyorum. Sonra ne olduysa oldu ve yaptıkları HATA yı anladılar, neticesinde teröre ve teröriste karşı kararlı bir mücadele başladı. Takdire şayan gerçekten, her zaman desteklerim. Ama 2002 yılında neredeyse bitmekte olan bu bölücü p-kaka terör örgütünün 2015 yılında başlayan hendek operasyonlarına kadar güçlenmesini sağlayan süreçte emeği geçenlerin kim olduklarını da gündemden takip ettiğim kadarıyla hep bilirim. Kanımca bu toprak bütünlüğümüzü tehlike altına sokan ve terör örgütüne kendini toparlaması için zaman kazandırıp örgütün güçlenmesine yol açan hatalı ve yanlış politikaların sonucu ‘bizi affedin, kandırıldık’ olmamalı. Bunun izahatı tüm Türk Milletine açıkça verilmeli. ‘Verildi ya’ diyorsanız, benim mantığım ‘böyle bir fırsat onlara tanınmalıydı, tanıdık, denedik ve anlayışla da çözülmeyeceğini anladık’ açıklamasını almıyor. Çünkü kürsülerden seslenirken yalancı beyler, asıl beyler vatan için can verdiler. Hiçbir açıklama hiçbir neden, hiçbir insan hakkı kardeşlerimizin, vatan sevdalılarının, kalleş bir terör örgütü yüzünden, ışıklarının sönmesine karşılık olamaz. Bir fidan kaç senede yetişiyor bilir misiniz? Ya gerçek vatan aşıkları kaç senede yetişiyor? Peki her fidanda vatan için can verecek karakter çıkıyor mu? Ormanlarımız yandı bizim, gencecik Koçyiğitlerimizi vatanımız uğruna, Türklüğümüz uğruna toprağa verdik biz. Türklük 36 etnik gruptan biri değildir bu topraklarda. Türklük bu topraklarda var oluş nedenimizdir. Ulus millet olduğumuz, Türk ulusu olduğumuz sürece gücümüze güç katarak devletimize sahip çıkabiliriz. Biz Türklerden, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma/çöküş döneminde Türk askerini hunharca katletmiş olan arap milletiyle birlik bütünlük içinde hareket etmemiz beklenemez. Biz Türklerde güdülen ümmetçilik politikaları sonucunun parçalanma ve toprak kaybının temellerinin atılmasının bir başlangıcı olayı olmasından başka bir şey değildir ve bunun da en net örneği de bir Türk imparatorluğu olan Osmanlı’nın devlet yönetiminde ümmetçilik düşünce akımının 19. yüzyılın sonlarına doğru 2. Abdülhamit ile beraber devletin resmi politikası haline getirilmesinde görebiliriz. Bu fikir akımı kötü gidişatın sebebinin dinden uzaklaşma olduğunu savunmuştur. Peki bu dine sarılma yine aynı dine mensup arapların arap milliyetçiliğinin önünde durabilmiş midir ve dağılmayı önleyebilmiş midir? HAYIR! Ümmetçilik politikaları çözüm olmayınca 20. Yüzyılın başlarında Türkçülük ön plana çıkmaya başlamıştır. Türkçülük, devletin kurtuluşunun milli değerlere bağlı kalmak olduğunu ve bu değerleri korumak olduğunu belirtmiştir. Bu akım, yok olmak üzere olan Türk milletinin Türkiye Cumhuriyeti’ni kurabilmesinde çok etkili olmuştur.

Şimdiler de de bu böyledir. Din elden gidecek deyip laikliği suçlayanlar ilk olarak BOP politikaları ile Türk ulusunu 36 etnik gruba bölmüş, Türklüğü birleştirici unsur olmaktan çıkarmış, sonrada ayrışan insanlar arasında birliğin ve bütünlüğün din olgusu altında sağlanması fikri ile topluma ümmetçiliği empoze etmeye çalışmaktadırlar. Fakat bu ümmetçilik fikri, tarihimizde bile başarısızlığı ispatlanmış bir akımdır. Bugünde Türkler üzerinde başarısız olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki 24 Haziran bir kırılma noktası olacaktır. İyide sayın Cumhurbaşkanı 2013 yılında Diyarbakır meydanında terörist şivan perverler megrilerken de kırılan Türkiye değil miydi? Türk devleti olarak 2002 yılından bu yana kırıla kırıla bir hale düşmedik mi? Kusura bakmayın ama biz artık kırılan değil tüm TÜRK düşmanlarını kırdığımız bir Türkiye istiyoruz. Ve biz TÜRKLER, bu dünyada güç istiyorsak, bizi birleştiren ve güçlü kılacak olan en önemli faktörün damarlarımızda deli gibi akan asil kanımızdan kaynaklandığının bilinci ile Turan’a giden yoldan ayrılmamalıyız ve TÜRK BİRLİĞİ’ni gerçekleştirdiğimiz gün dünyanın önümüzde tekrardan boyun eğeceğinin bilincinde olmalıyız. Hiç unutmayalım ki; TENGRİ BİZ MENEN!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir