Tövbe falan etmedim ama siyasi içerikli yazı yazmıyorum. O kadar çürüdü ve o kadar koktu ki biz yazın sanatının neferleri olarak edebe aykırı sözcükler yazmaktan kaçınırız. Her ne zaman bir deniz yolculuğu anılarını kaleme alsak, geminin güvertesinden rahatlıkla söz ederiz de geminin kıçı demekten utanırız, ar duyarız.

Sadece siyaset mi çürüdü kokuştu. Kellemi koltuğuma alarak bir deli cesaretiyle söylemek istiyorum ki; toplum olarak da çürüdük kokuştuk.

İçinde yaşadığımız toplum hakkında laf söyleme cesaretini ben bulumazsam da içimdeki çocuk, bunu yüksek sesle haykırır.

Zaten ben yazı falan da yazmam. Hep içimdeki o filozof çocuk yazar.

Büyümeyen bir çocuk olarak en sevdiğim hikaye; “KRAL ÇIPLAK” hikayesidir.

Zamanın birinde büyük bir krala terziler gelir ve kral hazretlerine şöyle der:

Sayın kralım bunlar öyle bir kumaş ki; kötü insanlar bu kumaşı göremez. İyi insanlar görür. Böylece ülkedeki kötü insanları üç günde ayıklar imha edersiniz. Ebedi olarak bu ülkede krallığınızı sürdürürsünüz.

Kral, vezirlerine seslenir.

Siz kumaşları görüyor musunuz;

Hepsi bir ağızdan “Evet Yüce kralım bunlar gerçekten çok güzel kumaş” derler.

Kral ikna olur. Dolandırıcı terziler makaslarıyla görünmeyen kumaştan kesip. Krala elbise dikerler. Krala giydirirler. Gerek terziler gerekse vezirler ve diğer saray erkanı, “Çok yaşa kralım ne kedar da çok yakıştı” deyip alkışlar.

Kral bütün ihtişamıyla halkın arasından geçer. Kısa zamanda halk bu olayı duyduğu için “Çok yaşa kralım ne kadar da güzel yakışmış” diye haykırır.

Ama bir çocuk anasının kucağından sesini yükseltip var gücüyle haykırır.

– AAAAAA Kral çıplak! Çıplak Kral!

Dinimiz vicdan işidir. Şimdi dine göre siyaset yaparsak biz insanların hangisinin dindar hangisinin dinsiz olduğunu nasıl ayıracağız. Bunun bir imkanı olsaydı o masum çocuk da kralın üzerindeki elbiseleri görürdü elbet.

Türk büyüklerinden Nasreddin Hoca’nın zekasına hayranım. Bir güreş müsabakasında Nasreddin Hoca galeyana gelerek sahaya fırlar ve baş pehlivana meydan okur.

Baş pehlivan, geldiğinde bizim hoca zanneder ki süphan dağı önüne dikildi.

– Bak a oğul, der Nasreddin Hoca.
– Ben biraz senden yaşlıyım. Her ne kadar sana meydan okusam da, ayağıma dalmayacaksın, kemerimden tutmayacaksın, der
“Peki! Babacığım!” der pehlivan. “Nerenden tutayım?”

– Vallahi evladım kafamdan bir karış yukarıdan tut da nereden tutarsan tut!

Sevgili okuyucularım gerekli mesajı almıştır.

Mutlu haftalar diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir