YOLDA OLMAK

Bazen bulmaca çözeriz. (H) ile başlayan ve beş harfli bir soru çıkar karşımıza. Uygun kelimeler sıraya dizilir zihnimizde. Hakim, hakem, halat, hayat…

Doğru sözcük hayattır. Ah o hayat yok mu o hayat! Doğduğumuz andan itibaren başlar ve uzun bir yolculuk olarak devam eder. Neler ve kimler katılmaz ki o yolculuğumuza. Her durakta birileri gelir, birileri gider.

İlk yolculuk ailede başlar. Sevgi, saygı, paylaşmak gibi değerlerin temeli burada atılır. Sevginin en duru en saf halini ailemizden öğreniriz. Bireysel olduğu kadar ulusal değerlerimizi de kuşanır, örnek bir yurttaş olma yolunda ilk adımları atarız. Üzerimizde nasıl bir önlük varsa içimizde de ulusal bir kimlik oluşur. (Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir…)

Damarlarımızda dolaşan kan rengindeki bayrağı göndere çekip İstiklal Marşı okunurken okul yıllarında yaşadığımız heyecanı, bugün hala hissedebiliyorsak bu ikinci durakta aldığımız eğitim sayesindedir.

Eğitimini tamamlayamamış kişiler için “Hayat okulundan mezun oldum” ifadesi toplumumuzda çok kullanılan bir deyim olmuştur ki; hayat okulu gerçekten üçüncü durağımızdır.

İlerleyen yıllarda geçmişi andığımızda, yüzümüzde acımsı bir tebessüm belirir. Yüreğimizi tatlı bir keder kaplar. Hayatın ara sokaklarında yürümeye devam ederken, yardıma ihtiyacımız olduğu anlar olmuştur. Her şeyin tükenip bittiğini, yolun sonuna geldiğimizi sandığımız anlarda yardım beklerken, bazıları yardım elini uzatmak yerine toprakla örtmeye çalışırlar bizi. Çoğumuz iç güvenimizi yitiririz.

Hayattan aldığımız yaralar; dizlerimizde ve avuç içlerimizdeki yaralardan ibaret değildir. Bedenlerimiz ve en çok sırtımız dostlar tarafından hançerlenir bazen. Hassas yürekli insanların imtihanı ağır olur bu yolda. Bir ara oturur mola, veririz bir durakta. Bir tiyatro sahnesi gibi izleriz kendi yolculuğumuzu. Perde açılır sahneye çıkıp kendi rollerimizi oynarız. Her birimiz kendi senaryomuzun kahramanı oluruz. Alkışı olmayan tiyatro sahnesi kapanmadan da devam ederiz rollerimize. Nasılsa bir gün omuzlarda taşıyacaklar bizleri. Perde kapanacak ve çiçek atmak yerine üzerimize ekecekler çiçekleri. Nasıl çok severim Seneca’nın o ünlü vecizesini:

“Hayatı komedi sananlar son espriyi iyi düşünsünler” der Seneca.

Bu yolculuk son durağa kadar devam eder. Bazen güle oynaya, bazen ağlamaklı bazen de mutlu…

Kimi anlar ise sıkıntıların hiç bitmeyeceğini düşünürüz.

Güneşin doğuşu ve batışı ayrı ayrı güzeldir. Hayat yolculuğumuz dört mevsimle iç içe sürer. Her mevsimin ayrı güzelliği vardır. Gönül bahçemizde bir gün çiçekler açar, diğer bir gün hazan mevsimi olur yapraklar dökülür.

Aslında hayat uzun bir yolculuk değil midir? Bazen düz, bazen virajlı, bazen günlük güneşlik ve bazen de sisli karlı.

Hayat yolculuğumuzun yarısını geçmiş olmamıza rağmen son durağa kadar bizi bekleyen yeni duraklar, yeni rotalar yeni istasyonlar vardır. Kaç perona sığar dediğimiz yalnızlığımızı alıp götürecek olan o meçhul tren gelir belki…

Yeni merhabalarımız var daha o yolculukta.

Hayatı kendimize ve başkalarına zehretmeden, kirletmeden yürümek, yola koyulmak gerek.
Güzelliklere çıksın hayat yolculuğunuz.

Nilgün Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir